100 Yıl Sonra… Egemenlik Yeniden Halka

Dr. Ali Haydar Fırat'ın kaleminden ... İletişim Bilimci

100 Yıl Sonra… Egemenlik Yeniden Halka
23 Nisan 2020 - 12:22 - Güncelleme: 23 Nisan 2020 - 12:34

100 Yıl Sonra… Egemenlik Yeniden Halka…

 

 

Osmanlının son döneminde başlayan modernleşme süreci, Ulusal Kurtuluş Mücadelemizle taçlanan devrim mücadelemiz ve sonrasında yaşamın bütün alanlarını kapsayan çağdaşlaşma sürecinin ortak amacı, ulusu bir bütün olarak ayağa kaldırmak, kendisini yönetebilir hale getirmek ve kendi kaderini tayin edecek bir siyasal olgunluğa kavuşturmaktı. Atatürk’ün egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi ve bunun alt yapısını oluşturan yasa, kurum, kuruluş süreçleri toplamda tek adam rejiminin sonlandırılması ve halkın kendisi hakkında kararı kendi vermesi ilkesine dayanıyordu. Atatürk “milleti kurtaracak olan onun azim ve kararı” olduğunu biliyor ve daha işin başında halkla birlikte mücadeleyi örgütlüyordu. Atatürk’ün attığı her adımın siyasal meşruiyeti vardır ve Mustafa Kemal bunu bilinçli olarak tercih etmiş ve hiçbir durumda vazgeçmemiştir. Samsun’a çıkmasından sonra kurtuluş sürecini kongreler aracılığıyla ve halkın temsilcileri yürütmesi bunun kanıtıdır. Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasına öncülük etmesi bunun kanıtıdır. Dünya tarihinde bu denli büyük bir işgale uğramış ve bu denli büyük zorluklar içinde halk iradesini esas almış bir başka örnek yoktur. Ulusal Kurtuluş Mücadelesini Meclis eliyle yürüten, savaşın her aşamasında meclise hesap veren ve meclis üzerinde hiçbir otoriteyi kabul etmeyen bu anlayış 100 yıl sonrada, 1000 yıl sonrada büyük bir takdire mazhardır.

Egemenliğin padişahtan, sultandan alınıp halka verilmesi sadece bir yönetim meselesi değildir. Bu durum aynı zamanda yeni bir ülkenin hangi usul ve esaslarla yönetileceğinin, meşruiyetini nerden alacağının da temelini gösteriyordu. Mustafa Kemal iktidarı halka vererek halkın kendisini yeniden ve çağın gerekleri doğrultusunda i̇nşa etmesini sağlayan bir gerçekliğe dayanıyordu. Atatürk, Türkiye toplumunun büyük insanlık ailesinin bir bileşeni yapmanın ön koşulunun o halkın kendi aklıyla karar vermesi olduğunu biliyordu.  Yani Kant’ın aydınlanmayı insanın kendi aklını kullanma yetisine bağladığı gibi Atatürk’te halkın kendi aklıyla kendi geleceğine yön vermesini Cumhuriyetin erdem ve faziletinin temel zemini olacağını biliyordu. O yüzden halk egemenliğini Cumhuriyet rejimiyle kurumsallaştırma gereğini duydu.

Osmanlı’nın son döneminden bugüne Türkiye’deki siyasal taraflar aslında iddia ve konumlarını korumaktadırlar. Bir taraftan halk iradesini savunanlar diğer yandan halk iradesini kendinde toplayıp halka rağmen bir yönetimi dayatanlar. O nedenle farklı siyasal iddia, örgütlenme, akım ve cereyanlardan söz edilse de aslında iki temel aks söz konusudur. Biri halkın tümüyle yönetimi eline aldığı bir düzeni savunanlarla, diğeri ise halk adına her türlü baskı ve tahakkümü savunanlardır.

Bütün bu süreçlerin bize öğrettiği, 100 yıllık deneyimin de bize gösterdiği gibi karar alma süreçlerinin denetim ve yetkisinin halkta olması o sistemin demokratik olup olmadığının ya da meşruiyetini kimden ve nasıl aldığının açık bir göstergesidir. 100 yıl sonra Meclis Hükümeti Sisteminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmek sanıldığının ya da iddia edildiğinin aksine bir ilerleme değil bir kopuştur. Demokratik değer, ilke ve sistemden; güçler ayrılığından; denge ve denetleme süreçlerinden kopmaktır. O nedenle bu ilk yüzüncü yılda daha güçlü bir biçimde demokratik sistemi sahiplenmek, savunmak ve egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olduğunun hakkını teslim etmek ve de o eksende bir siyasal anlayışı egemen hala getirmek sadece bir sistem meselesi olmanın ötesinde var olma durumuna işaret edecek kadar hayatidir. Dünyada bir ara fasıl olarak yükselen sağ otoriter popülist rejimler kısa süre içinde dünya gündeminden çıkacaktır. Çünkü bu rejimler tek adam yönetimini, keyfiliği, ilke ve değer tanımamazlığı, bütün gücü kendinde toplamayı ve her alanda ağır bir hegemonya kurup alabildiğine baskı rejimleri inşa etmeyi tek çıkar yol olarak görmektirler. Bu rejimlerde halk yoktur. Halkın içinde olacağı bir rejimin tesisi milli egemenliğin 100. Yılında bu ülkedeki her yurttaşın tarihi ve vicdani sorumluluğudur. İnsanlığın en olağanüstü koşullarında yönetimi halka veren bir devrimci anlayışın bugün yeniden güçlü bir karşılık bulduğuna tanıklık ediyoruz. Bütün karşı devrimci süreçlere rağmen insan potansiyelimiz, Cumhuriyetin kazanımları, demokratik bilinç yeni bir başlangıç yapmayı sağlayacak potansiyeli taşımaktadır. Şimdi bu potansiyeli örgütleme zamanıdır.

Halk egemenliğinin 100. Yılını kutluyor, devrimin büyük önderi Atatürk’e şükranlarımı sunuyor; 100 yıl sonra egemenlik yeniden halka diyoruz…

 

Dr. Ali Haydar Fırat

İletişim Bilimci

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum