Gerçek faili açıklıyorum

Soner Yalçın yazdı: Neoliberalizm su konusunda da yıkıma yol açtı. “Saklı seçilmişler” kitabımda yazdım; GAP projesini yok etti! Ve bugün...

Gerçek faili açıklıyorum
14 Ocak 2021 - 12:51

Birkaç gün yağmur yağınca sanılıyor ki sorun bitti.

Sanki Türkiye'nin kuraklığı bitti.

Sanki Türkiye'nin çölleşmesi bitti.

Yine bir rehavet başlıyor. Çünkü sıkıntı, çeşmeden akacak suyla sınırlanıyor!

Keşke bu kadar kolay çözülse su krizi. Sorunun birden çok kapsamı var. Örneğin, ekonomik boyutu…

Yıl, 1994.

Devlet Su İşleri (DSİ) 40'ıncı yılı için “Su Müdürü”- “Barajlar Kralı” denen Cumhurbaşkanı S. Demirel'in katılımıyla Ankara'da toplantı düzenlendi.

Uzmanlar Türkiye'de su sıkıntısı olmadığını söyledi. Salonda bulunan DSİ çalışanı Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Nüvit Soylu soru sormak için söz istedi.

-“Elimde 1987'de NASA'nın dünyada su raporu var; su yetersizliği konusunda uyarı yapıyor. Türkiye'nin en çok etkilenecek ülkelerden biri olduğunu yazıyor. NASA mı yanlış biliyor, biz mi?”

Sorusu ardından Nüvit Hanım yeraltı suları konusuna dikkat çekti. (Ki doktora tezi “ Toprak Su Kooperatiflerinin Tarımsal Yapı ve Üretime Etkileri” idi.)

Konuşması bittikten sonra oturum yöneticisi “bu korsan tebliğ oldu” dedi, salonda gülüşmeler yaşandı, konu kapandı.

O toplantıda yaşananların derin anlamı vardı. Şöyle:

TEMEL MESELE

Neoliberalizm tarafından iktidara taşınan T. Özal, su özelleştirmesine ilk imza koyan siyasetçi oldu. 1984'de Ankara, İstanbul ve İzmir'de Su ve Kanalizasyon İdareleri modelini hayata geçirdi. Fakat.

Sovyetler Birliği'nin parçalanması ve itibariyle sosyal devletin rafa kaldırılmasıyla azgınlaşan neoliberalizm, 1992'de düzenlediği Dublin Konferansı'nda şu kararı dayattı:

-“Su, tüm kullanım alanlarında ekonomik değere sahiptir; ekonomik bir mal olarak tanınmalıdır…”
 

Böylece:

Yaşam hakkı ile doğrudan bağlantılı su, küreselleşmeci yeni dünya düzeniyle metalaştırıldı.

Sosyal yönü göz ardı edilerek suyun/su hizmetlerinin özelleştirilmesi sağlandı.

İnsanın temel ihtiyacı su, kişisel zenginleşme aracı oldu. (Dünyanın en büyük su firmaları Suez, Veoliave, Saur bugün küresel özel su piyasalarının yaklaşık yüzde 70'ini kontrol ediyor. Dünya Su Konseyi'nde Suez yöneticisi Jerome Monod gibi isimlerin yer aldığını yazmama gerek yok sanırım.)

Her özelleştirmede olduğu gibi devreye Dünya Bankası girdi. 1993'te yayımladığı “Su Kaynaklarının İşletimi” adlı raporunda; krediyi sadece özelleştirmeyi kabul eden ülkelere vereceğini açıkladı. Keza: Dünya Ticaret Örgütü de su işlemelerinin serbest piyasaya bırakılmasını şart koştu.

Türkiye “yeşil neoliberalizme” teslim oldu! (1994'den itibaren Meksika, Polonya, Malezya, Arjantin, Senegal, Filipinler, Macaristan, Fas vs. bu “kervana” katıldı.) Su yatırımları tamamen dış finansmanın insafına bırakıldı.

DSİ parçalandı; “Sulama Birlikleri” kuruldu. İyi de, suyun adil kullanımı için 1965'ten beri kamucu “Yeraltı Suyu Sulama Kooperatifleri” vardı. Dünya Bankası-Dünya Ticaret Örgütü “piyasacı anlayış” dışında başka oluşumlara/yapılara sıcak bakmıyordu! Tek söyledikleri şuydu:

-“Suyun kötü yönetimi ancak özelleştirmeyle çözülür!”

Haklı çıktı mı? Tabii ki hayır…

Suyun metalaştırılması ve su hizmetlerinin özelleştirilmesi çözüm olmaktan ziyade su kıtlığını daha çok kronikleştirdi…

KISIR ÇEKİŞMELER

Su-kuraklık meselesinde de karşımıza neoliberalizm çıkması şaşırtıcı değil. Ondan önce insanlığın ortak mirası su, kamusal değer olarak devlet tarafından uygun fiyatla ve adil bir şekilde dağıtılıyordu.

Neoliberalizm, tarımdan su sübvansiyonlar bile kaldırdı. Başta yeraltı olmak üzere su kaynaklarını hızla sömürdü. Suyu kirletti. Kamuyu israfçı görüyordu daha israfçı çıktı…

Görüldü ki su hizmetleri; özel sektörle değil, kamuyla daha etkin sunuluyordu.

Evet özelleştirilme; etkinlik, kalite, rekabet ve hizmet alanında beklenen sonuçları vermedi. Bugün, su kıtlığının ana sebepleri arasında piyasacı anlayış olduğunu söylemeyen-yazmayan pek kimse kalmadı.

Neoliberalizm su konusunda da yıkıma yol açtı. “Saklı seçilmişler” kitabımda yazdım; GAP projesini yok etti!

Ve bugün:

Türkiye'de-büyük zararlara yol açan- “Sulama Birlikleri” kaldırılmaya çalışılıyor. Uzatmayayım.

Bugün dünyada alternatif su hizmet modelleri tartışılıyor. Bizim de kafamızı yapay çekişmelerden kaldırıp su politikasını konuşmamız lazım.

Birkaç günlük yağış derdimize derman olmayacaktır. Su kaynaklarının ve stratejilerinin geliştirilmesi için kamucu sürdürülebilir su politikası inşa etmeliyiz...


YORUMLAR

  • 0 Yorum