Kendine gel Sayın Erdoğan! Ağzından çıkanı kulağın duysun

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener'in konuşmasından satır başları:

 Kendine gel Sayın Erdoğan! Ağzından çıkanı kulağın duysun
14 Temmuz 2020 - 13:40

AYASOFYA KARARI

 Türkiye bu hafta önemli bir gelişmeye sahne oldu. Sultan Mehmet Han'ın emaneti Ayasofya, artık tamamen ibadete açılacak. Milletimizin bir beklentisi yerine getirildi. Hayırlı olsun.

 Hayırlı olsun ama, işin daha en başında yaptığım bir uyarıyı, tekrarlama ihtiyacı hissediyorum; Ayasofya ibadete açılsın, ama siyasete kapatılsın.

  Biliyorsunuz; Sayın Erdoğan, Danıştay'ın kararından sonra ekranlara çıktı ve bir konuşma yaptı.

 Bekledim ki; Milletimizden gelen talep ve beklentiyi, Siyasetin her kanadından gelen desteği, Sağduyuyla ve birleştiren bir dille karşılasın.

 Yine yapamadı. Kavgadan beslenen bir ruh haliyle, Cumhuriyetle bitmeyen kavgasının dışa vurumu niteliğinde, birleştiren değil, yine ayrıştıran bir konuşma yaptı.

 Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olarak değil, yine AK Parti Genel Başkanı olarak karşımızdaydı… Yine olmadı, yine yakışmadı…

 Çıktı, utanmadan,Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhurbaşkanlığı döneminde alınan kararı, hem hukuki bir hata, hem de ihanet olarak tanımladı.

“KİMSE ATATÜRK’E DİL UZATMASIN”

 Kendine gel Sayın Erdoğan! Ağzından çıkanı kulağın duysun.

 19 Kasım 1936 tarihinde düzenlenen tapu evrakında, Fatih Sultan Mehmet Han'ın vakfiyesinden sonra, yeni Türk devletinin kayıtlarına Ayasofya'yı,
Cami-i Şerif olarak tescil eden ikinci kişi, o beğenmediğin Mustafa Kemal Atatürk'tür.

 Bu gerçek ortadayken, öyle hukuki hatadan söz etmek, daha da ötesi, utanmadan tarihe ihanet yakıştırması yapmak, makamı ne olursa olsun, kimsenin haddi değildir.

 Ayasofya'nın Osmanlı dönemindeki fatihi Sultan Mehmet Han; Cumhuriyet dönemindeki fatihi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.

Topu, gereksiz yere idari yargıya atıp, oradan çıkan kararla, kendini Ayasofya fatihi ilan etmeye kalkmak ise, acizliktir, kendini gülünç duruma düşürmektir.

 Sayın Erdoğan; Milletimizin talebiydi, partiler destek oldu, yargı karar çıkardı, iş bitti. Bütün bunları yapabilme imkanını da, Mustafa Kemal'in kurduğu Cumhuriyet verdi. Mesele bundan ibaret. Tarihini bilerek konuş. Makamının farkındalığıyla konuş.

 Demem o ki; Kimse, bu güzel kararı kirletmesin. Kimse, Ayasofya üzerinden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına kin kusmaya kalkmasın.

 Çünkü onlar olmasaydı, tapusunda Türk devletinin mührü bulunan ve Cami yazan bir Ayasofya'mız olamazdı. Hatta, onlar olmasaydı, Türkiye genelindeki 84.684 camimiz de olamazdı.

 Bu işler yapılırken, tarihi gerçeklere ve kimseyi incitmemeye özen göstermek gerekir. Devlet insanı olmak da, Cumhurbaşkanlığı makamı da bunu gerektirir.

 Allah aşkına; Sokakta Ayasofya kararı üzerinden kavga eden tek bir Allah'ın kulunu gördünüz mü? Birbirine hakaret eden tek bir vatandaşımız var mı?Yok.

 O halde, niye böyle bir birlikteliği kirletip de, devletin zirvesinde, sanki “Kavga varmış” gibi pozlar veriyorsunuz? Milleti birbirine düşürmeye çalışmaktan hâlâ bıkmadınız mı?

 Önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum:Biliyorsunuz, Ayasofya'nın ibadete açılması gündeme geldiğinde, sağlam adımlar atılabilsin diye,

  İYİ Parti olarak, bir araştırma önergesi verdik. Önergemiz, Ak Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

 Birçok ülkeden gelen tepkiler üzerine, Saray sözcüsü, batı medyasına bir açıklama yaptı ve dedi ki; “Ayasofya kararı, muhalefet partileriyle birlikte alındı.

 Öncelikle; kararı siyaset değil, yargı aldı. Ama devlet aklıyla verdiğimiz önergeye “hayır” dememişler gibi, şimdi de, desteğimizi kendilerine ekran koruyucu yapıyorlar…

 Her zamanki gibi yardım eline tükürmemişler gibi, şimdi de tükürdüklerini yalıyorlar…

 Verdiğimiz önerge işte bu nedenle önemliydi. Dışarıdan gelebilecek tepkilere, ülke olarak, ortak bir akıl ve ortak bir dille cevap verebilelim, bunun üzerine çalışalım diye verdik.

  Yani istedik ki, Türk siyaseti, muhtemel tepkilere karşı ağız birliği edebilsin. Böylece daha etkili ve güçlü bir karşılık verebilelim.

  Sultan Mehmet Han fethetmiş, Mustafa Kemal Atatürk tapusunu Cami olarak işletmiş, Buna artık kim karışabilir?

  Ama devlet değil, çiftlik yönettiklerini sandıkları için, gelen tepkilere bulabildikleri tek cevap, “Ama muhalefet de istedi…” oluyor.

  İçeride, sanki muhalefet karşı çıkmış gibi, kavga çıkarmaya çalışıyorlar, Ama sonra gidip Batı'ya “Muhalefet de istedi.” diyorlar,

 Çapları işte bu kadar. Samimiyetleri işte bu kadar.

‘ANDIMIZ’ ÇIKIŞI

 Sayın Erdoğan'a bir çağrı yapmak istiyorum; Adana Milletvekilimiz Sayın İsmail Koncuk Bey'in başvurusu üzerine, aynı Danıştay'ın iki yıl önce aldığı bir başka karar daha var.Deniyor ki; “Andımız okullarda tekrar okutulsun”

 Eğer, iddia ettiğiniz gibi yerli ve milliyseniz; Eğer, Danıştay kararları konusunda bu kadar hassassanız; Eğer, muhalefetin taleplerine bu kadar duyarlıysanız; bu kararı da hemen uygulamaya koyun.

  Evlatlarımızın “Türk'üm” demesinden korkmayın. Aksine, siz de korktukları şey olun, Türk olun…

KANAL İSTANBUL ELEŞTİRİSİ

 Tüm bunlar olurken, bir başka idare mahkemesinde devam eden, bir başka dava daha var…

 İstanbul 10'uncu idare mahkemesi, Sayın Erdoğan'ın çılgınlığı olan, Kanal İstanbul'la ilgili, daha iki ay önce “Bilirkişi raporu” istedi.

 Yani dedi ki; “Bu işin uzmanları çalışsın ve bize gerçeği anlatsın. Ona göre karar vereceğiz”

 Yargıya saygı duyan birinin ne yapması gerekir? Kararı beklemesi gerekir. Ama Sayın Erdoğan ne yapıyor? Yargı sürecini görmezden gelip, saman altından su yürütmeye devam ediyor…

 Kanal İstanbul çılgınlığındaki rant, öyle bir gözlerini bürümüş ki, Ne mahkeme tanıyorlar, ne hukuk tanıyorlar…

 Dava devam ederken, 100 binlik planlar devreye alındı, şimdi de, 5 binlik ve binlik planlar askıya çıkarıldı. 30 milyon metrekarelik arazinin satışı yapıldı. İhaleler sessiz sedasız yürütülmeye devam ediyor.

 Ayasofya Fatih'in emaneti denirken, İstanbul'un da Fatih'in emaneti olduğu unutulup, yine o beş müteahhide rant yaratma peşinde koşuluyor.

 Hayırdır Sayın Erdoğan? Nedir bu telaşın? Yargı kararını işine geldiğinde alkışlayıp, işine gelmediğinde yok sayıyorsun. Nedir bu hukuk tanımazlığın? Nedir bu rant iştahın?

 İstanbul'un su kaynaklarının, 3'te birini yok edeceksin, farkında mısın? Tarım arazilerini betona gömeceksin, farkında mısın?

 Millete 75 milyar lira diyorsun ama, bu yoklukta, bu dar günlerde, aziz milletimizin hazinesinden yüzlerce milyar lirayı, bir çılgınlığa heba edeceksin, farkında mısın?

 Elbette farkında! Farkında ama hâlâ, Betona gömdüğü ve “İhanet ettik” dediği İstanbul'a, Göz göre göre ihanet etmeye devam ediyor.

 Mesele rant olunca, mesele beton olunca, Gözünü, kulağını dört açan iktidar, mesele insan olunca, görmüyor, duymuyor, söylemiyor.

 Mesele, yağmalamak, milletin hazinesini çarçur etmek olunca, iştahı kabaran iktidar, mesele, vatandaşının acıları, dertleri olunca, görmüyor, duymuyor, söylemiyor.

 Mesele kendinden olanı kollayıp, zengin etmek olunca, sınır tanımayan iktidar, mesele, kadınlarımızın çektikleri olunca, üç maymunu oynuyor.

“İKTİDAR EMİNE BULUT İLE İLGİLİ TEK KELİME ETMEDİ”

 Mesela, 39 yaşındaki Emine. Kardeşlerine hem abla, hem de anne olan Emine. Eşinden ayrıldıktan sonra, bir yandan üniversite okuyan, bir yandan da çalışıp, çocuğuna bakan Emine. Kimseye boyun eğmeyen Emine. Evladı; “Anne lütfen ölme” diye feryat eden Emine.

 Evladının gözleri önünde, bir kadının canına kıyacak kadar alçak bir adam, Emine'nin canına kıydı. Ama iktidardakiler, Emine Bulut'u, bir köprüyü konuştukları kadar konuşmadılar.

 Mesela, 31 yaşındaki Fatma. Eşini kaybettikten sonra, 3 çocuğuyla yaşam mücadelesi veren Fatma. İki işte birden çalışıp, evlatlarının nafakasını çıkaran Fatma. Kanserin bile, yüzündeki tebessümü solduramadığı Fatma.

 İş arkadaşı tarafından öldürüldü. Ama iktidardakiler, Fatma Şengül'ü, bir otoyolu konuştukları kadar konuşmadılar.

 Mesela, 17 yaşında evlendirilen Rabia. Hamile kalınca, okulunu bırakmak zorunda kalan, çocuk Rabia. Herkese güvenen, altın kalpli Rabia.

 Çocuğunu göstereceğini söyleyen, eski eşine de inandı, ve pusuya düşürülerek öldürüldü. Ama iktidardakiler, Rabia Tümkaya'yı, kanal çılgınlığını konuştukları kadar konuşmadılar.

 Konu rant olunca, konu beton olunca, konu üç-beş kodaman olunca, konu bezirgan saltanatı olunca, hesap makinesiz hesap yapabilenler.

“KADINA DAİR HESABI HİÇ YAPMADILAR…”

 Türkiye'de sadece geçen yıl, 474 kadın öldürüldü. İktidarlarının son 10 yılındaysa, Türkiye'de 3 bine yakın kadın öldürüldü.

 İçlerinden biri çıkmış, “AK Parti'den önce kadının adı yoktu” diyor. Kadının adı, bu kadar cinayetle konacaksa, konmaz olsun.

 Ceren'ler, Gamze'ler, Emine'ler, Fatma'lar, Rabia'lar ve daha niceleri…

 Öldürülen kadınlarımız. Şiddet gören kadınlarımız. Çocuk yaşta evlendirilen kızlarımız. İşyerlerinde, evlerde tacize uğrayan, “Namusuna boğulup susan” kadınlarımız.

 Nazım Hikmet'in tarifiyle; “Sofradaki yeri, öküzümüzden sonra gelen kadınlar, bizim kadınlarımız”

“YARIN 15 TEMMUZ”

Meral Akşener konuşmasını şöyle tamamladı:

 İşte, yarın 15 Temmuz. Dört yıl önce, ülkemizin başına çorap örmek isteyen bir çetenin kalkışmasının yıldönümü. Bu vesileyle demokrasi şehitlerimizi rahmetle anıyor,  gazilerimize sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

 Bugün, iktidarın unuttuğu bu aziz millet, o gün, istiklal ve istikbali için canını ortaya koydu.

 Akif'in dizelerindeki gerçeği, tüm dünyaya bir kez daha ispatladı; Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz Gelmişiz, dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz!

Devr-i iktidarlarında, Türk'ün devletini terör örgütüne teslim edenlere, yazıklar olsun. Ve o devleti, sokaktan toplayıp getiren bu aziz millete, bir defa değil, bin defa selam olsun.


YORUMLAR

  • 0 Yorum