Koronavirüs ve bağışıklık sistemi

Ecz. Özlem Selamoğlu Özgen yazdı ...

Koronavirüs ve bağışıklık sistemi
19 Mayıs 2020 - 11:38 - Güncelleme: 19 Mayıs 2020 - 13:44


Virüs Nedir?

Virüsler aslında canlı oldukları bile tartışmalı olan bir nükleik asit ve bunu çevreleyen protein kılıfa sahip olan yapılardır. Işık mikroskobu ile görülemeyecek kadar küçük olan virüsler, sadece canlı hücrelerde çoğalabilirler. Bazıları bitkilerde, bazıları da insanlarda ve hayvanlarda çeşitli hastalıklara neden olabilirler. Bilinen binlerce çeşit virüsten bazıları insanlık tarihindeki büyük salgınları tetiklemişlerdir. Son salgın da koronavirüs ailesinin son üyesi olan Covid-19 tarafından tetiklendi.


Covid-19 Vücudumuzu Nasıl Etkiliyor?

Virüsler genellikle dokunma ve solunum yoluyla bulaşırlar. Covid-19 virüsü ya havadaki damlacıkları solumak yoluyla nefesimizle ya da virüslü yüzeye dokunduğumuz elimizi yüzümüze götürdüğümüzde ağız, göz ya da burun yoluyla vücudumuza giriş yapar. Vücuttaki en çok etkiyi ise; akciğer, dalak ve bağırsaklarda bırakır. Akciğerlerimizi kaplayan epitel hücrelerin üstündeki reseptöre bağlanan virüs, genetik materyalini hücre zarından içeri enjekte eder. Bu hücre virüsün genetik materyalinden gelen talimatla virüsü çoğaltmaya
başlar. Zamanla daha çok virüs hücresi ile dolan vücut hücresi sonunda kendini imha eder. Eriyen hücredeki virüsler diğer hücrelere de aynı şekilde yayılır. Bu virüslerin yayılımı çok hızlı olur ve yaklaşık 10 gün sonra milyarlarca virüs akciğerleri enfekte eder. Covid-19 bulaşan çoğu vakada bağışıklık sistemi yavaşça kontrolü ele alır ve virüsün diğer hücrelere bulaşmasını engeller, iyileşme süreci başlar ve kişiler hastalığı hafif semptomlarla atlatırlar. Daha ağır vakalarda ise; akciğerdeki virüsler koruma bariyerini yok etmeye başlar. Bu durum nefes almamızda görev alan hava keseciklerini bakterilerin işgal edebileceği ortamlar haline
getirir,hastalar zatürreye yakalanır, solunum zorlaşmaya hatta çalışmamaya başlar. Ve hastalar yaşayabilmek için solunum cihazlarına ihtiyaç duyar. Bakteriler ve virüsler kana karışır ve tüm vücudu sarar. Bunun gerçekleşmesi durumunda ölüm olasılığı artar.


Bağışıklık Sistemi Nedir?

Bağışıklık sistemi veya immün sistem, bir canlıdaki hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudu yabancı ve zararlı maddelerden koruyan karmaşık bir sistemdir. Kısacası vücudu hastalıklara karşı koruyan bir savunma kalkanıdır.
Bağışıklık sistemi vücuda girmeye çalışan tüm maddeleri tanır, ayrıştırır ve zararlı gördüklerini yok eder.
Doğum ile birlikte aktif hale gelen bağışıklık sistemi zayıfladığında insanın hastalığa yakalanma riski de aynı oranda artar. Bağışıklık sistemindeki zayıflığı fırsat bilen virüs ve mikroplar ise vücuda akın ederek hastalıklara yol açar. Enfeksiyonlar gelişir. Enfeksiyonlar bağışıklık sisteminin daha da zayıflamasına yol açar. Vücudun hastalıklara yakalanma riskini en aza indirmek için bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir. Bu sayede vücut hastalıklara karşı tekrar direnç kazanır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için neler yapılmalı? Bağışıklık sisteminin zayıflamasının en önemli nedenlerinden biri kötü beslenmektir. Bu nedenle dengeli ve düzenli beslenmek çok önemlidir. Ayrıca bazı vitaminlerin vücudumuzdaki eksikliği tespit edilmişse veya bazı besinler tüketilemiyorsa mutlaka takviye ilaçlar almak gereklidir. Sebze ve meyve tüketiminde çeşitlilik sağlamak çok önemlidir. Her renk besinin vücutta farklı görevleri vardır. Örneğin kırmızı ve mor besinler kalp sağlığını olumlu etkiler, sarı ve turuncu besinler bağışıklığı güçlendirir ve posa içerikleri yüksektir, yeşil yapraklı besinler kanser koruyucudur, vitamin mineral lif içeriği yüksektir ve beyaz besinler ise enfeksiyonlara karşı korur ve anti-inflamatuar etki gösterirler.

C vitamini: Bağışıklık deyince akla ilk gelen destekleyicilerden biri vücudu enfeksiyon, virüs ve bakterilerden koruyan C vitaminidir. Serbest radikallerle savaşarak antioksidan olarak görev yapmaktadır. Hava kirliliği, sigara dumanı ve UV ışını serbest radikal oluşumunu tetikleyerek vücutta hücre zarına ve DNA’ya zarar vermektedir. C vitamini gibi antioksidanlar hem serbest radikallerin hücreye zarar vermesini önler, hem de vücudu enfeksiyon, virüs ve bakteri toksinlerinden korur. Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yiyerek C vitamini ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Sebzeler pişirme aşamasında ve metal bıçakla temas ettiğinde büyük oranda C vitamini kaybı olur. Bu yüzden sebzeleri yüksek ateşte ve uzun sürede pişirmemeye; dilimlenen meyveler havayla ne kadar uzun süre temas ederse o kadar çok vitamin kaybı olacağından kestikten hemen
sonra tüketmeye özen gösterilmelidir. C vitaminin en çok maydanoz, kuşburnu, kivi, kırmızı biber, limon, portakal, mandalina, çilek, böğürtlen, domates, lahana, karnabahar, patates, ıspanak, marul, asma yaprağında bulunur.

A vitamini: Hastalıklara yakalanma riskini düşürür. Beta karoten A vitamininin öncül maddesidir ve antioksidandır. Vücutta serbest radikallere karşı savaşır ve bağışıklıksistemini güçlendirir. Beta karoten içeriği yüksek gıdalar arasında brokoli, kuşkonmaz,havuç, pancar, yeşil biber, domates, lahana, ıspanak, mandalina vardır.
Çinko: Çinko, bağışıklık sisteminin temel mekanizmasında ve serbest radikallerin vücuda
verdiği hasarı önlemede önemli bir role sahiptir. Ayrıca immün sistemi güçlendirir,
metabolizmayı hızlandırır, enerjik ve pozitif olmamıza katkıda bulunur. Çinko değerlerini
besin yoluyla desteklemek için ana ve ara öğünlerinizde hindi eti, kabak çekirdeği, kuru
baklagiller, deniz ürünleri, rüşeym, susam, fındık, badem, ceviz, fıstık gibi besinlere yer
vermeliyiz..


D vitamini
: Bağışıklık sistemi için D vitamin önemli role sahiptir. İnsan vücudu virüs ve
bakterileri öldüren antimikrobiyal proteinleri üretmek için D vitaminine ihtiyaç duyar. Eğer
vücut yeterli derecede D vitamini üretemezse virüs ve bakterilerle mücadelede zayıf kalır.
Güneş iyi bir D vitamini kaynağıdır. D vitamini balık (özellikle somon), yumurta ve süt
ürünlerinde bulunur.

E vitamini: E vitamini de diğer vitaminler gibi vücudun normal fonksiyonunu sürdürebilmesi
için elzem bir vitamindir. Önemli bir antioksidan kaynağı olduğu için beslenmemizde yer
vermemiz gerekir. Vücutta kullanılabilmesi için mutlaka yağlara ihtiyaç vardır. En iyi kaynağı
bitkisel yağlar, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, tahıllar bu gruptadır.

Selenyum: Selenyum tiroid hormonu metabolizmasında, antioksidan savunmada, immün
sistemin düzenlenmesinde ve vücutta serbest radikallerle savaşan enzimin yapısında
bulunur. Selenyumun zengin kaynağı olan deniz ürünleri, tavuk, balık, hindi, yağlı tohumlar,
kabuklu yemişler, tahıllar ve yumurta yeterli ve dengeli bir diyetle birlikte günlük olarak
tüketilmelidir. Besinin içerdiği selenyum miktarı yetiştiğitopraktaki selenyum miktarına göre
değişkenlik gösterebilir.


Omega 3- Omega 6- Omega 9 yağ asitleri: Omega yağ asitleri genel olarak bağışıklık sisteminin güçlenmesi, beyin gelişimi ve koroner kalp hastalıklarının önlenmesi gibi birçok faydaları vardır.
Omega 3 yağ asitleri açısından balık, keten tohumu, soya ve yeşil yapraklı sebzeler,
Omega 6 yağ asitleri bitkisel sıvı yağlar (mısır, yer fıstığı, pamuk, soya yağı), ceviz, balkabağı çekirdeği,
Omega 9 yağ asitleri açısından ise zeytinyağı, fındık yağı, avokado, badem, yer fıstığı, susam yağı, antep fıstığı yer almaktadır.

B12 vitamini: Bağışıklık sisteminin güçlenmesi, kan yapısının korunması ve hafızanın güçlenmesi B12 vitamininin görevleri arasındadır. B12 vitamini bitkisel besinlerde bulunmaz. Et, balık, peynir, yumurta, yoğurt, süt iyi kaynaklarıdır.

Probiyotikler: Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, vücudun hastalıklara karşı direnç kazanması için hayatın her aşamasında probiyotik denilen “dost” bakterilere ihtiyacımız vardır. Yoğurt, süt, peynir, kefir, turşu iyi birer probiyotik kaynağıdır. Au dost bakterileri arttırmak için, onların besin kaynağı olan prebiyotik besinler tüketmeliyiz. Soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, muz ve elma prebiyotik kaynağıdır.

Su tüketimi: Suyu gün içinde yeterince tüketmezsek bağışıklık sisteminiz olumsuz etkilenecektir. Özellikle enfeksiyon durumlarında su içmeyi arttırmak çok önemlidir. Çünkü yeterli miktarda su içerek toksinler vücuttan atılır. Yeterli miktarda su tüketip tüketmediğinizi anlamanın en kolay yolu idrar rengine bakmaktır. Eğer idrar rengi koyu sarı ise az su içiyoruz, eğer idrar rengi açık sarı ise yeterli su tüketiyoruz demektir. Günlük tüketilmesi gereken su miktarı kilogram başına 30-35 ml dir.

 
Yeterli ve düzenli uyku: Gece uyunamaması veya süre olarak az uyunması bağışıklık sistemi ve metabolizmanın düzgün çalışmamasına yol açmaktadır. Yapılan çalışmalar uyku hormonu olarak bilinen melatoninin serbest radikaller ve diğer toksinlerle savaşan mükemmel bir hormon olduğu ortaya çıkarmıştır. Düzensiz ve az uyuyan kişilerin vücut direnci zayıfladığı için hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir. Günde en az 6-8 saat, özellikle gece 11 sabah 7 arası ve karanlıkta uyku, hastalıklardan korunmak ve sağlıklı bir yaşam için gereklidir.
 

Fiziksel aktivite: Vücudumuzu zinde kılmak ve daha kaliteli bir yaşam sürmek için iyi beslenme alışkanlıklarına sahip olmanın yanı sıra düzenli egzersiz de yapmalıyız. Hafif ve orta şiddette egzersiz ile bağışıklık sistemi artarken; yoğun uzamış egzersizlerde bağışıklık sistemi baskılanır. Evde kalmak zorunda olduğumuz bu dönemde basit egzersiz hareketleri yaparak vücudumuzu zinde tutarak bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz.
 
Stres: Koronavirüs hakkındaki endişeler, okulların tatil olması, seyahat kısıtlamaları ve diğer birçok faktör ister istemez strese yol açan faktörler. Stres bağışıklık sistemini düşüren bir unsurdur. Bu nedenle, resmi kaynaklardan yapılan bilgilendirme ve uyarıları dikkate alarak endişe seviyesini kontrol etmek gerekmektedir. Araştırmalar stres seviyesi ile bağışıklık sistemi arasında ilişki olduğunu gösteriyor.

 
Alkol ve Sigara: Her ikisi de bağışıklığı zayıflattığı için uzak durulmalıdır.

Ecz. Özlem Selamoğlu Özgen 

YORUMLAR

  • 0 Yorum