Av. Beyzanur Bektaş

Av. Beyzanur Bektaş


ÇİÇEK OLUN ERKEKLER!

06 Mart 2021 - 20:41

Her kreşteki çocuğun uslu durması için “çiçek olun” sihirli bir kelimedir. Senede bir gün kadınların haklarını hatırlayıp geri kalan günlerde televizyonlarımızdan kadınlarımızın nasıl katledildiklerini izliyoruz. Birkaç saat üzülüp normal hayatımıza geri dönüyoruz. Peki insanca yaşamayı istememize rağmen bunca haksızlığı bize normalleştiren ataerkil zihniyet değil midir?
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında grev yapmıştır. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde toplanan 2. (Sosyalist) Enternasyonal'e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi delegeleri Clara Zetkin, Kate Duncker ve arkadaşları bundan böyle her yıl bir "Kadınlar Günü" düzenlenmesi önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. İlk yıllarda belirli bir tarih saptanmamıştı.
1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. (Komünist) Enternasyonal 3. Kongresine bağlı Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı'nda o dönem ağırlık kazanan "sınıfa karşı sınıf" politikalarının etkisiyle "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" adı benimsendi. Ancak, 1930'lu yıllarda "faşizme karşı birleşik cephe" politikalarına geçiş sürecinde tekrar ilk baştaki "Dünya Kadınlar Günü" adına dönüldü.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında, iki komünist kız kardeş Rahime Selimova ve Cemile Nuşirvanova'nın girişimi ile gerçekleştirildi.
8 Mart günümüzde her ne kadar Dünya Kadınlar Günü olarak kutlansa da bugünün anılmasının amacı emekçi kadınların sıkıntılarını ortaya koymak ve ölen emekçi kadınları anmaktır. Birçok sektörde kadın emeğinin kullanıldığı aşikardır. Bu sektörlerde kadınlarımızın düşük ücret ve uzun çalışma saatleriyle sağlığını tehdit eden koşullarda çalışmaya zorlandığı , iş sağlığı ve güvenliği için gerekli tedbirlerin alınmadığı , cinsiyete dayalı ayrımcılığa ve cinsel tacize maruz kaldığı , sendikasız çalışmaya yönlendirildiği gibi durumlarla karşı karşıya kaldıklarını biliyoruz.
Ülkemizde; atipik istihdam biçimlerinde, kayıt dışı çalışmada ve eğretileşen koşulların çoğunlukla görüldüğü ve sendikal korumanın zayıf olduğu sektörlerde kadın istihdamı artmıştır. Geleneksel işbölümünün etkisiyle kadınlar çoğunlukla, ev içinde, kayıt dışı ve standart olmayan işlerde çalışmaktadır. Kadınlar, ev içi işleri ve bakım işlerini sürdürmeye devam ederek çalışmak zorunda kaldıklarından daha esnek ve eğretileşmiş koşullarda erkeklerden daha düşük ücretler alarak çalışmaya razı olmak zorunda bırakılmaktadır.  
2020 yılında kadınların ulusal meclislerdeki oranı %25’e yakınken, Türkiye’de bu oran %17’de kalmaktadır. Bu orandan da anlaşılacağı üzere mecliste bile temsiliyetimiz sağlanamazken bu hakları elde etmemiz zor gözüküyor. Ne yazık ki yine kadınlar hakkında verilecek kararı erkekler veriyor!
Bütün bu utanç tablosunun öteki yüzüne göre de ;
2018’de 403 kadın, 2019’da 416 kadın ve 2020 yılında 408 kadın , 2021 yılı Mart ayına kadar da 66 kadın öldürüldü. Bütün bunlara rağmen hala iktidar eliyle İstanbul Sözleşmesi’nin ailenin etik değerlerini zedelediği gerekçesiyle uygulanmasının kaldırılması talep ediliyor.
Pardon beyler! Bırakın şu “Kadınlar çiçek erkekler böcektir” ayaklarını , bırakın özde değil sözde arkamızda durmayı!  Siyasi erkler bırakın İstanbul Sözleşmesini konuşmayı!
Bütün kadınlarımıza buradan seslenmek istiyorum; erkeklerin çiçek olması için , yaşamak için , haklarınız için örgütleşin !


 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Şükrü ÖZER
    2 ay önce
    Çok güzel bir yazı.Tamam.Bir de bu saldırgan erkekleri yetiştiren,farkında olarak ya da olmayarak ataerkil düzeni savunan annelere sözünüz yok mu? “Bak teyzesi oğlumun pipisine,ne kızlar yakacak benim oğlum” sözü kadınlar toplantısında ve bebek(erkek ya!) yemek masası üzerinde,altın gününde,altı değiştiriliyor...Bir başka gün kız(?) bebek,altı değiştirilecek,kapıp başka odaya,karanlık kimsenin olmadığı yere götürülüyor ve kimse de çağrılıp “bak teyzesi bu kuku kimleri yakacak,ne zamparalıklar yapacak” DEMİYOR! BEBEĞİN KIZI-ERKEĞİ Mİ OLUR? BEBEK=BEBEKTİR.Girşn Face; resimler ve alt yazıları ;”Oğluşum la,Oğluşum okulda?oğluş da oğluş.Kim bunu yazanlar anneler! İşte erkek egemen toplumun tohumları...Yine kadınlar yaratıyor,yetiştiriyor.Biraz da onları eğitmek gerekmez mi? Prof Dr Şükrü Bülent ÖZER.saygılarımla...