Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


EKONOMİDE GÜVEN UNSURU

24 Haziran 2020 - 10:38

Bir ülkede uygulanan ekonomi programının başarılı olmasının en temel ve vazgeçilmez unsuru o programa duyulan güvendir. Güveni sağlayan ise, önceden belirlenmiş ve toplumla paylaşılmış yasalar, yönetmelikler ve uygulamalardır, diğer bir ifadeyle kurallar manzumesidir.  Bu şekilde doğru tanımlanmış inandırıcı kurallara ve uygulamalara inanan toplumlar er ya da geç bunun meyvelerini görürler. 
Güven, bir programın olmazsa olmazı ise bu güveni sağlamak için algı oluşturmaya, toplumu gerçek olmayan haberlerle oyalamaya gerek yoktur. Çünkü, eninde sonunda toplum gerçekleri görecektir.  Gerçeği görmede geçmiş deneyimler önemli ve uyarıcı olsa da halkın içinde yaşadığı ortam daha belirleyici olmaktadır. Neyi anlatmak istiyoruz, neyi kastediyoruz?
Son dönemlerde hükümetin ekonomiyi haberlerle ve algılarla yönetme politikası toplumda bir türlü karşılığını bulamıyor, bu da rakamlara yansıyor. Zira, vatandaş artık ekonomi yönetimine güvenmiyor.  Ne yüzde 11-12 diye her ay başında açıklanan TUİK in açıkladığı enflasyon rakamına ne de yüzde 13 lerde gösterilen işsizlik verilerine güven duyuluyor.  Sokaktaki insan markete girdiğinde gerçek enflasyonun yüzde 30 lar düzeyinde olduğunu yaşıyor, geçen yıl 100 liraya aldığınız hiçbir ürünü -iddia ediyorum hiçbir ürünü bu yıl 112 liraya almıyorsunuz, en az 125-130 lira. Bu durumda enflasyonun yüzde 12lerde olduğu şeklindeki resmi açıklamaların hiçbir inandırıcılığı yok. İşgücüne katılım  kriterini 3 aydan 1 aya çekerek işsizliğin azaltılmasında da aynı şey yaşanıyor. Çünkü, toplum kendi beldesindeki gerçek işsizliğin yüzde 20 lir civarında olduğunu görüyor, yaşıyor.
Nihayet, bir ülke vatandaşının uygulanan ekonomi programına ve yönetimine güven duygusu en çok kendi parasına olan güveniyle anlaşılır.  Bilindiği üzere, her Perşembe günleri TCMB finansal hareketleri rakamlarla kamuoyuna açıklıyor. TCMB’ nin bilançosunu kamuoyuna açıklamak zorunda olduğu, bunun uluslararası bankacılık ve Merkez Bankacılığının bir gereği olduğu için buralarda manipülasyon yapma ve algı şimdilik imkansız gibi görünüyor. Gerçi geçmişte Yunanistan ve Brezilya da bunlarda yaşanmıştı. Sonunda Yunanistan çok sert bir ekonomik krize girdi, uzun yıllar IMF ve AB desteğine rağmen krizle boğuştu. Brezilya’da da benzer şeyler oldu. Nihayet, Brezilya geçen aylarda artık resmi istatistiklerin doğru ve güvenilir olacağı konusunda taahhütte bulunmak zorunda kaldı.  Türkiye de hele şükür TCMB’ nın ve Hazine’nin istatistiklerine hala güven duyuluyor.
Geçen hafta Perşembe günü yayınlanan TCMB istatistiklerine göre, yurt içindeki banka müşterilerinin yabancı para mevduatları 202.91 milyar dolara yükseldi. Bu yeni bir tarihi rekordu.  Uzunca bir süredir  190-195 milyar dolar bandında  seyreden yabancı mevduat oranı 200 milyar doları da aştı.  Mukayese için belirtiyoruz;
2016 yılında 173 milyar dolar,
2018 yılında 188 milyar dolar,
2019 yılında 193 milyar dolar iken
2020 nin 12 Haziran itibariyle 202.9 milyar dolara çıkmış.
Neye rağmen bu TL den kaçış.  Biliyorsunuz, geçen haftalarda yazmıştık, döviz alımlarında yüzde 1’ lik bir vergi getirildi.  100 bin dolarlık alımlarda bir gün beklemeye rağmen vatandaş dövize dönmeye, dövizde kalmaya devam ediyor.  Her hafta pek çok yabancı merkez bankası ile swap görüşmeleri haberlerine rağmen dolarizasyon devam ediyor.  Vatandaş bu türden haberlere güvenmiyor, çünkü mevduatına verilen TL faizlerinin enflasyona karşı kendisini korumadığını görüyor, biliyor.   
Sevgili okurlar,
Güvenin ne olduğunu rakamlarla geçmişten açıklayalım, 2001 krizinden sonra Dolar/TL kurunun bir iki günde iki katına çıktığı dönemde yabancı para mevduatı %57,3 gibi çok yüksek bir oranda idi.  2002 yılından itibaren bu eğilim aşağıya doğru düştü, 2003 de yüzde 45 ler düzeyinden yani bankalardaki mevduat oranı yüzde 55 TL. yüzde 45 YM (yabancı mevduat) oranından 2005 yılında yüzde 36 YM’ye düzeyine indi, yani bankalardaki mevduatın yüzde 64 ü TL. sına dönmüştü.  2002-2010 döneminde sürekli TL. lehine olan gelişme en yüksek oranda 2010 yılında yaşandı. 2010 da, yurt içi yerleşiklerin yabancı mevduatı %29 lara kadar düşmüştü.  Sonraki yıllarda yani 2013 yılında yüzde 37,3 yabancı para mevduat oranı sürekli yükselmeye devam etti, 2017-2018-2019 yıllarında sürekli arttı, 2019 da yüzde 54 ler düzeyindeydi. Şimdilerde ise yüzde yüzde 56 lar seviyesinde, anlaşılan güvensizlik 2018 yılından sonra oluşmamış, 2013 lerden beri devam ediyor, 2018 de hızlanmış ve halen de devam ediyor.  
Demek ki, doğru işler yapıldığında, önceden açıklanan programlara uyulduğunda, ekonomi yönetiminde ahenk olduğunda vatandaşda kendi milli parasına güveniyor.  Hatta ilgili dönemde yani 2007-2012 arasında banka mevduat faiz oranları enflasyon oranlarının en az 4-5 puan üstündeydi.  Ne diyoruz, enflasyon oranlarının yüzde 10 lara, yüzde sekizlere indiği dönemde mevduat oranları yüzde 13-14 lerde idi. Hiç kimsede TCMB na faizleri neden indirmiyorsunuz, bankalara neden kredi vermiyorsunuz demiyordu.  Ekonominin temel kurallarına aykırı işler yapılıp arkasından gerçek dışı istatistik oyunlarına ve haberlere başvurmuyordu.  Aynı dönemlerde aynı dış güçlerde vardı, şimdilerde bizim büyümemizi istemeyen diye tanımladığımız yabancı kredi kuruluşları da ülkenin kredi notunu artırıyor, yatırım yapılabilir düzeylere çekiyorlardı.  Çünkü, doğru her yerde doğrudur.  Güven her yerde aynı koşullarda oluşur ve devam eder. Algılarla güven oluşmaz, var olan güven de kaybolur, yok olur. Tıpkı günümüzde yaşandığı gibi.
 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum