Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


Ekonomide normalleşme sendromu

19 Mayıs 2020 - 21:52

EKONOMİDE NORMALLEŞEMEME SENDROMU
Bugünlerde korona salgını sonrasında tüm alanlarda normalleşme çabaları görüyoruz. Salgının
görülmeye başladığı Mart ayından iki ay sonra berberler, kuaförler ve AVM lerin açılmasıyla
normalleşme çalışmaları başladı.
Bayram sonrası Haziran ayından itibaren kademeli olarak sektörlerde açılmaya başlayacak. Turizm
sektörü öncelikli olmak üzere kafeler, lokantalar, seyahat izinleri, toplu açılış yerleri, düğün,
konferans vb. gibi sektörlerde hizmet verecek.
Söz konusu tüm bu normalleşme çalışmalarında, maske kullanımı, sosyal mesafenin sağlanması,
kapasite ve müşteri sayılarına getirilen sınırlamalarla işlerin yoluna girmesi amaçlanıyor, bekleniyor.
Ekonomide ise işlerin yoluna girmesi o kadar kolay görünmüyor. Çünkü, bugünlerde ekonominin en
önemli kalemlerinden para ve maliye politikasında yaşananlar salgın sonrası normalleşebilme
konusunda pek umut vermiyor. Çünkü, belirsizlik sendromu yaşanıyor.
Para politikasından başlarsak, geçtiğimiz haftalarda 7 lirayı geçen dolar bugünlerde 6.90 seviyelerine
düştü. Öncelikle belirtmemiz gereken, sağlıklı işleyen hiçbir ülkede döviz kuru bu şekilde dalgalanmaz,
neredeyse haftalık % 3-4 kur oynaklığı var. Salgının başladığı Mart ayından önce Şubat ayında
başlayan döviz kuru hareketliliğinin nereye gideceği konusunda normal bir süreç işlemiyor. Her hafta
çelişkili açıklamalar birbirini takip ediyor. Ekonomi yönetiminden piyasaya sürekli bazı ülkelerle Swap
/takas görüşmelerinin devam ettiği yönünde mesajlar veriliyor. Görüşmeler 10 Nisan’dan bu yana 1,5
aydır devam ediyor, şu ana kadar bir sonuç yok. Adeta, swap tüccarlığı yapılıyor.
Önce ABD FED’le, sonrasında Avrupa Merkez Bankası ile swap anlaşması yapılacağı konuşuldu, ancak
dünyanın en büyük iki Merkez Bankasından olumsuz cevaplar geldi. Şimdilerde ise, Japonya, İngiltere,
Katar ve Çin’le görüşmelerin devam ettiği ifade ediliyor.
Katar’la 5 milyar, Çin ile 1 milyar dolarlık anlaşma var. Öyle anlaşılıyor ki, Katar’la aile düzeyinde var
olan yakın ilişkilere rağmen bu 5 milyar Dolarlık anlaşma genişletilemiyor, acaba karşılıklı güven
sorunu mu var sorusu akıllara gelmiyor değil. Yoksa Katar’la anlaşma yapmak için iki ülke liderinin
“yapın” demesi yeterliydi bugüne kadar.
Çin’i iyi bilenlerin anlattıklarına bakılırsa, Çin bazı yatırım alanlarında özel imtiyazlar, garantiler
almazsa kolay kolay döviz takas miktarını artırmaz. Hatırlayalım, Türkiye’nin füze sisteminin Çin’den
alınması, yıllar süren müzakereler sonucunda imza aşamasına gelindiği anda Antalya’da G20
zirvesinde ABD’nin itirazı nedeniyle iptal edilmişti.
Geriye kaldı, İngiltere ve Japonya. Bazı haber kanallarında Perşembe günü Japonya Başbakanı Sn.
Abe’nin İstanbul’a hastane açılışı için yapacağı ziyarette swap anlaşmasının imzalanacağı
konuşuluyor. Japonlar ince eleyip sık dokuyan bir kültüre sahiptir, bu kadar sık dalgalanan TL' yi takas
işlemine evet derler mi, göreceğiz. Kanaatimce Japonlar, CDS primi 600 ün üzerinde olan bir ülkeye
swap hattını açmaz. Geriye sadece İngiltere Merkez Bankası kalıyor. 2018 de yaşanan Brunson krizi
sonrasında ABD FED ’de tuttuğumuz döviz rezervlerinin büyük çoğunluğu Londra’ya taşınmıştı. Bu
nedenle, İngiltere Merkez Bankasıyla yapılabileceğini düşünüyorum. Yapılırsa da, 3-4 ay idare eder,
çünkü adı üstünde döviz takası, döviz temini değil. Kısa vadede en azından Eylül’e kadar idare
edebilir, sonrasında ise yeni kaynaklar gerekecek.

Maliye tarafında ise işler daha da karmaşık maalesef. Hazine ve Maliye Bakanlığının internet
sitesinde, Mart ayında 40,6, Nisan ayında ise 46,2 milyar TL. olan Hazinenin nakit açığının yılın ik dört
ayında 150,6 milyar TL. ye ulaştığı yazılı. Mart ayında toplam 20 milyarlık iç borç ödemesine karşılık
61 milyarlık borçlanma yapıldı. İç borç çevirme oranında Cumhuriyet döneminin rekoru kırıldı,
yaklaşık yüzde 295. Yani, 100 liralık borca karşılık yaklaşık 300 lira borçlanma. Mayıs ayında da
borçlanma rakamları yüksek olarak devam ediyor. Mayıs 2020 programında 30 milyar TL. lik
borçlanma yapılacaktı, ilk 15 günde yaklaşık 54 milyar TL. borçlanma yapıldı. Büyük ihtimalle 90
milyar TL’yi bulacak gibi görünüyor. Nedenleri belli, bir taraftan harcamalar azaltılamıyor, diğer
yandan vergi gelirleri artmıyor, stokta veya yedekte para yok, ihtiyat akçesi bile harcanmış.
Sevgili Dostlar;
2020 bütçesi yapılırken yılsonu bütçe hedefleri neydi, hatırlayalım. Bütçe açığı hedefi, 138,9 milyar TL.
Henüz dört ayını geçirdiğimiz 2020 bütçesinde nakit açığı yıl sonu hedefini aşmış. 2020 bütçesi
yapılırken bazı varsayımlara dayanarak yapılmıştı. Önümüzdeki hafta bu konuyu ele almak ve yılsonu
tahminlerini yapmak istiyorum. Şimdiden söyleyelim, artık 2020 bütçesinin fazlaca bir anlamı
kalmamıştır. Bakalım, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazısının altında hizmet veren Milletin
Vekilleri bu durumun farkına varıp, Meclisin Bütçe yetkisinin olmadığını hatırlayacaklar mı, bekleyip
göreceğiz.
Bu tablo altında nasıl bir normalleşme olabilir. Şubat 2021 e kadar ihtiyacımız olan döviz miktarı 160
milyar dolar. Bu dış yükümlülük açısından bulunması gereken bir miktar. Bir de içeride çevrilmesi
gereken iç borç servisi var. İç borç servisi bütçe dışında ayrı bir konu, belki de başka bir yazının
konusu olacak teknik ayrıntıları var.
Keşke, diğer alanlarda olduğu gibi, maske takarak, sosyal mesafeyi koruyarak normalleşmeyi
ekonomide de sağlayabilsek. Milli ve dini bayramları hafta sonlarıyla birleştirip sokağa çıkma yasağı
uyguladığımız gibi para piyasalarını da oyalayabilsek.
Yukarıdaki rakamlar ve gelişmeler maalesef Türkiye için bir tür sendrom.
Ne dersiniz, bu sendrom, ekonomide normalleşememe sendromu, virüs salgınıyla mücadelede
olduğu gibi sürü bağışıklığı yöntemiyle geçer mi, algılarla ne zamana kadar gider?

YORUMLAR

  • 0 Yorum