Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


Esnafların İktidarı Bitiyor,Değişim Kaçınılmaz

12 Mayıs 2020 - 22:22

Türkiye siyasetinde iktidarı belirleyen en önemli unsurların başında, içinde bulunulan siyasi ve ekonomik ortam, diğer bir ifadeyle konjonktür ve iktidara gelen siyasi partilerin dayandığı taban gelir.   Bazen de konjonktür ülkenin farklı sosyal yapılarını da değişime zorlar. Bu değişim isteğine veya sosyal yapıların taleplerine zamanında ve yerinde karşılık verebilen siyasi partiler iktidara gelirler. Ancak, iktidardaki siyasi parti, kendisini iktidara taşıyan kesimlerin taleplerine cevap veremez hale gelmeye başladığı an değişim kaçınılmaz olur. 

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne farklı kesimlere dayanan hükümetler veya siyasi partiler gördü. Uzunca bir dönem asker ve bürokrat, sonrasında köylü, sanayici veya tüccar kesimine dayanan tek başına veya koalisyonlar biçimde hükümetler gördü.

1950 de çok partili döneme girilirken DP, CHP döneminde kendilerinin ihmal edildiğini düşünen, köylü veya büyük çiftçi kesiminin taleplerini yüksek sesle dile getirerek iktidara geldi. 
1960 ihtilalinden sonra AP, köylü söyleminden daha ziyade köylüyü esnaf veya tüccar yapma, zengin yapma söylemini dile getirerek, ya da köylü kendisini esnaf veya tüccara dönüştüreceği beklentisiyle iktidara geldi.  Ancak, 1970 lere gelindiğinde köylülerin şehir merkezlerine, gecekondulara taşındığı ve hala köylü olarak yaşadığı, büyük bir kısmının ise küçük esnaf olabildiği yapılar görüldü, ama o köylüler büyük sanayici veya üretici firmalar olamadılar.

Türkiye de işçiler hiçbir zaman iktidara gelemediler.  1960 lardan sonra işçilerin iktidara gelmesi bekleniyordu ama olmadı. 1970 lerde bir ara Sn. Bülent Ecevit, işçiler için umut oldu ancak uluslararası aktörler, İstanbul sanayici burjuvazisi ve yerli tüccar takımı Sn. Ecevit’in iktidarına taş koydular, hatta alaşağı ettiler.  1973 ve 1979 yıllarında iki ayrı dönemdeki ABD ambargosunu  ve kendisini yerli  burjuva diye lanse eden TÜSİAD’ı hatırlayın. 1980 ihtilalinden sonra Sn. Turgut Özal eski tabanın hoşuna gidecek şekilde, orta direği güçlendirme söylemiyle tek başına iktidara gelmişti.  Ancak, 1989’a gelindiğinde bir de gördük ki, uygulanan ekonomi politikaları yüksek enflasyonu kalıcı hale getirdi, artan bütçe açıkları yeni vergileri gündeme getirdi, bu durumdan en olumsuz etkilenen kesim de yine orta direk esnaflar oldu. Bu arada tüccarların veya orta düzey esnafların bir kısmı devlet desteği ve gözetiminde müteahhit oldular, sanayici oldular, ihracatçı oldular ama gerçek anlamda büyük üretici, yatırımcı ve sanayici olamadılar. Bütçe açıkları, yüksek enflasyon, KDV, peşin vergi vb. yeni vergiler Özal dönemini de kapattı.

1991-2002 arası dönemde  yukarıda anılan farklı sosyal kesimleri temsil ettiğini düşünen, kendi içinde çelişkilerle dolu, pragmatik ve konjonktürel koalisyonlar gördük.
Nihayet, 2001 ekonomik krizinin sonucunda esnaflar tek başına iktidara geldi. 2000li yıllara gelinceye kadar dinsel ve milliyetçilik motiflerini öne çıkaran sağ partilere destek veren küçük ve orta ölçekli esnaf kesimi kendinden olduğuna inandığı AK Partiyi iktidara taşıdı. Büyük sanayici, tüccar veya üretici kesimlerin iktidara gelen siyasi partinin yanında yer alması, desteklemesi zor olmadı. Çünkü, zaten bu kesimler yanaşık düzene yılardır yatkındı, alışıktı.

İlk dönem itibariyle, AKP, ekonomide Sn. Dervişin hazırladığı IMF programını devam ettirerek, demokratik standartları yükseltme adına bazı adımlar atarak, ve en önemlisi de AB ile uyum süreci vesilesiyle bazı aydın ve liberal kesimlerin de desteğini de yanına alarak tek başına iktidarını güçlendirdi, ikinci ve üçüncü döneminde daha yüksek oylar aldı. 

Sevgili Dostlar;

Nihayet, bu dönemin sonuna geldik.  Çünkü son iki yıldır yaşanan ekonomik kriz en fazla esnaf kesimine zarar vermeye başladı. Satışlar düşmeye başladı, esnaf para kazanamaz hale geldi, bankalardan ucuz kredi bulma, borçlarını çevirebilme zorlaştı, kamudan ihaleler azalmaya başladı, daha doğrusu ihaleler yedi sekiz büyük firma etrafında şekillenir oldu.  Tüm bunların üzerine korona salgını ekonomik krizin tuzu biberi oldu. Ne demek istiyoruz?

Korona salgını özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri ve esnaf kesimini iflasın eşiğine getirdi. Berberler, lokantalar, cafeler, oteller, otobüs işletmeleri, taksiciler, hizmet ve servis işi yapanlar, AVM ler iki aydır çalışmıyorlar. Sadece AVM ler de 1.5 milyon kişi çalışıyor. AVM ve berberler bugün açılıyor, ancak ne kadar iş yapacağı meçhul. En iyimser tahminler %50 daha az satış yapılabileceği. Diğer alanların birkaç ay daha bekleyeceği kesin. 300 bin işyerinin kapandığı biliniyor. İşsiz sayısının 8-9 milyonu bulacağı yazılıp çiziliyor. Turizm sektörünün sadece yerlilere hizmet vereceği, bunun da geçen yıla göre yarı yarıya düşeceği anlaşılıyor.

Burada asıl sorun; bu işletmelerin salgın nedeniyle kapanması değil, sorun, bu kadar geniş kesimlere hükümetin destek verememesi.  Açıklanan destekler bilinen haliyle prim ve vergi ötelemesi, yeni kredi seçenekleri, paraf kredi kart limitleri, birkaç ay ödemesiz faizli yeni krediler vb. Bugün kredi olarak verilenler 3-6 ay sonra faiziyle geri istenecek. Esnaf kendinden bildiği iktidarın kendisini unuttuğunu daha doğrusu destek verecek hali kalmadığını görüyor, biliyor. İnanın, bu kesim, gücün tek elde toplanmasından, yargının siyasallaşmasından, ülkedeki adaletsizliklerden demokratik kurumların içinin boşaltılmasından, liyakatsiz ve ehliyetsiz kişilerin atanmasından, israf ve yolsuzluktan, gazetecilerin tutuklanmasından rahatsız olmazlar.  Bu durum yıllardır hiç değişmemiştir. Ancak, şimdi beklentileri, hükümetin kendilerine maddi yardım yapması, karşılıksız nakit desteği vermesi, kira, elektrik, doğalgaz ödemelerinde nakit destek vermesiydi.  Verilen destekler içinde kayda değer birtek kısa çalışma ödeneği var.  Bakan Zehra Selçuk’un verdiği bilgiler de işin boyutunu gösteriyor. Kısa çalışma ödeneğine başvuran firma sayısı 300 binden fazla ve bunların %50 sinden fazlası da 3 işciden daha az işçi çalıştıran küçük şirketler.  Yüzde 90 ı ise 50’den az işçi çalıştıran firmalar. Diğer bir ifadeyle büyük esnaf, tüccar veya sanayici olamayan esnaflar zor durumda. Hükümetin AVM leri erkenden açma isteğinin arkasında da bu gerçekler yatıyor. AVM lerde çalışanların kısa çalışma ödeneğinin aylık faturası 4 milyar TL. yi buluyor. Hükümet, 2-3 ay daha  kısa çalışma ödemesi yapmak istemiyor.  Kısacası, esnaf en fazla ihtiyaç duyduğu zamanda kendi iktidarından destek alamayacağını anladı.  Önceden sesi çıkmayan ya da bildiği, gördüğü halde sesini çıkarmayıp, vardır bir bildikleri diyen esnaf kesimi, şimdilerde, “dolar 7 in üstüne çıkmış, ne olacak bizim halimiz, işsizlik fırladı, herşeye zam geliyor, faturalar katlandı, maskeler ortalıkta yok serzenişlerine karşılık, Asla  başaramayacaklar, diz çöktüremeyecekler, bizi bölemeyecekler, SSK dönemi” söylemlerine  itibar etmiyorlar. Zaten, iktidar cenahı da bunu görüyor olduklarından “ezanlar susmayacak, vatan bölünmeyecek, darbe“ söylemleriyle kendi tabanınlarına klasik din ve milliyetçilik vitamini vermeye başladılar.  Biliyorsunuz, bu aralar bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor.  Onlarda görüyor, esnaf ve küçük ticaret erbabı üst üste iki üç yıl ekonomik küçülmeye tahammül edemez.
Devam edecek…
 
 Sevgili Dostlar;

Kanaatim o ki, , AK Partinin dayandığı 4 ana kesim var. 2002 de, AKP; Refah Partisi seçmeni, 2001 krizinden en fazla etkilenen esnaf ve küçük ticaret kesiminin desteğiyle ve bu iki tabana göre nisbeten az da olsa daha önce merkez sağ veya sol partiler oy vermiş ve hayal kırıklığına uğramış partilerine kızgın veya kırgın kesimlerden oy alarak iktidara geldi.  Sonraki dönemde özellikle dar gelirli, köylü, yaşlı, kırsal kesimde yaşayanlara yönelik sosyal yardımlarla tabanını genişletti. Kabul edersiniz veya etmezsiniz bugün AKP’nin en önemli oy tabanı, destekçisi bu kesim oldu. Korona salgını döneminde Ankara, İstanbul gibi belediyelerin yardımlarının engellenmesi, yardımların sadece valilikler aracılığıyla yapılmasının zorunlu hale getirilmesinin ana nedeni de kesinlikle budur, sosyal yardım alan kesimden oy kaybetme endişesi..
2010 Anayasa Refarandumu sonrasında merkez sağ ve sol kesimin kırgın ve kızgın seçmenleri ve liberal aydın, yazar takımı desteğini çekmeye başlamıştı, şimdilerde ise neredeyse tamamı AKP’den desteğini çekti, hatta eleştirmeye başladı. Bu kesim içinde hala hükümete destek veren az da olsa yanaşık düzene yatkın, beslemeli, yazarımsı tipler kaldı. 

Sosyal yardım alan kesimlerden kopmaların olması çok fazla beklenmemeli, çünkü bu kesimler büyük çoğunluğu itibariyle hem çaresiz hem de mevcut yardım düzenine alıştılar, alıştırıldılar. Ne zaman hastaneye gittiğinde kendisinden katkı payı alınır, ne zaman ilaç parası vermeye başlar, ne zaman aylık yardımı azalır, ödenmez, ya da iktidar adaylarının benzer yardımları yapacağını örnekleriyle görür, -belediyelerde olduğu gibi- işte o zaman oy desteğini çeker.

Son bir kesim daha var, eski Refah partisi tabanı. Burada da yeni seçenekler ortaya çıkmaya başladı, birkaç yıldır sorgulamalar başladı. Bu kesimin gençleri, 2001 de doğanlar bugün oy verecek hale geldiler. Dünyayı sosyal medyadan, internetten öğreniyorlar, yasakçılık değil daha fazla özgürlük istiyorlar, yurtdışına gittiklerinde gelişmiş ülkeleri görüyorlar, yasak koymadan, bağırıp çağırmadan kendi değerlerinin barış içerisinde yaşanabileceğini görüyorlar.  Bu arada, eski kesimin orta-üst yaşlı kesiminden fazla bir destek kaymasının olacağı beklenmemelidir, çünkü yıllardır öğrendikleri ve geçmişle mukayese yaptıkları hala din, vatan, başörtüsü, batıya meydan okuma vb. dır. 

Yukarıda bahsettiğim hükümete destek veren en büyük kesim esnaf ve ticaret erbabıdır.  Sonuçta AK Parti ekonomik krizle iktidara gelmişti, iktidarın itici gücü bugüne kadar esnaftı, küçük ticaret erbabıydı, tüketici kredisiyle ev ve araba alabilen memur ve kamudan büyük iş alan müteahhit kesiminin işçileriydi. Bu sınıfın geliri hergün azalıyor, satışları düşüyor, aldıkları kredilerin ödemeleri zorlanmaya başladı. En önemlisi, kendi iktidarlarının artık kendilerini ihmal ettiğini, unuttuğunu, vatan ve millet edebiyatının karın doyurmadığını görüyorlar.  Tüm bu sıkıntıların dış güçlerin Türkiye ile uğraşmalarından kaynaklandığı algısı da çökmeye başladı. Çünkü, korona salgını nedeniyle dış güçlerin Türkiye ile uğraşacak durumda olmadığını, dış güç argümanın ekonomide ve siyasette yaşanan durumu açıklamaktan uzak olduğunu görüyorlar.
Sevgili okurlar;
Siyasette değişim kaçınılmaz görünüyor, elverir ki, iktidara aday olanlar toplumdaki bu değişim isteğini doğru okusunlar, yerinde ve zamanında karşılık verebilsinler, toplumun en geniş ve en etkili kesimine dokunabilsinler, yanlarında olduklarını somut, elle tutulur gözle görünür şekilde göstersinler. Bu bağlamda, İstanbul, Ankara, İzmir Büyükşehir Belediyelerinin askıda fatura, iftara sende katıl, tarım seferberliği gibi kolay, ulaşılabilir, şeffaf, insani programları alkışlanacak somut örneklerin devamı gelmeli.      
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum