Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


Gerçek Hukuk Reformunun Olmazsa Olmazları

18 Kasım 2020 - 20:32

GERÇEK HUKUK REFORMUNUN OLMAZSA OLMAZLARI

Türkiye son bir haftadır adeta yeni bir havanın etkisine girmiş gibi, finans piyasalarında iyimserlik rüzgârı esiyor. Bunun nedeni elbette sadece Hazine Bakan’ının istifası ve Merkez Bankası Başkanının görevden alınması değil, bunların oluşturduğu psikolojik etkiye ilaveten Sn. Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı tarafından birbiri ardına hukuk devleti alanında verilen demeçler. Bu açıklamalardan bazıları şu şekilde; 

“İlgili tüm kesimlerle diyalog ve iş birliği halinde ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz. Yatırımları yeşerten ve bereketlendiren iklimi tesis etmenin ekonomik büyümeyi, kalkınmayı ve istikrarı sağlamanın en önemli yollarından birinin hukuk devleti ilkesi olduğunu biliyoruz. Ekonomide yeni dönemin ruhuna uygun şekilde temel hakların korunmasından mülkiyet hakkının geliştirilmesine kadar pek çok ilave hükümleri ilgili tüm taraflarla istişare ederek bu eylem planına derç edeceğiz.”

“Şu ne der bu ne der, adliyeye gelen insan şöyle telkinde bulundu, şu nasıl bakar, nasıl değerlendirir, bu konjonktüre uygun mu? Yargı konjonktüre bakmaz, hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka Anayasa’ya bakar. 

“Asıl olan tutuksuz yargılamadır. Tutukluluk istisnadır. Deliler toplanmış, kaçma şüphesi yok, yeri yurdu belli, ‘Hadi tutuklayalım’ Bu konuda yargının kamuoyuna değil, dosyaya bakarak adaletin tecelli etmesi hepimizin ortak beklentisidir.”

Bu açıklamalardan reform çalışmalarının amacının daha çok yatırımcılar olduğu sonucu da çıkarılabilir, ancak, biz yine de bu konuşmalardan ekonomik kalkınma ve mülkün temelinin adalet ve hukuk olduğunun anlaşıldığı kanaatini taşıyoruz, öyle bekliyoruz.  Çünkü, bu ülkenin zihin kodlarına “bir musibet bin nasihatten daha iyidir, daha öğreticidir, bu millet nasihatten değil, dayaktan anlar” cümleleri maalesef yerleşmiştir. Doğrudur, çoğunlukla damdan düşersek anlarız veya dayak yediğimizde sayı saymayı öğreniriz.  Ülkede olan biten de maalesef bu; Merkez Bankası rezervleri alarm vermeye başlayınca, Türk lirası her gün değer kaybetmeye devam edince, sayı saymayı öğreniyoruz. Çok basit bir örnek; Ocak 2020 itibariyle ülkenin dış borcu 123 milyar dolar deniyordu, ağustos ayı sonu bu rakamın 113 milyar dolara indiği, yani 10 milyar dolar azaldığı açıklandı. Basit bir hesap yapalım, sonuçta döviz almak için elinizdeki TL’yi vereceksiniz.  Ocak 2020 kuruyla, borcumuz ne kadar; TL/$ kuru, 5,95 üzerinden 123 milyar dolar, 732 milyar TL ediyor.  Ekim sonu itibariyle; TL/$ kuru 8,30 üzerinden 113 milyar dolar 937 milyar TL.  Sonuçta, 10 milyar dolar ödediğimiz borcumuz yaklaşık 207 milyar TL. daha artmış görünüyor.  Bağışlayın ama, bunun kapitülasyonlardan, dış güçlere çalışmaktan ne farkı var. 

İşte sayı saymayı öğrenme dediğim bu, Merkez Bankasının rezervlerinin alarm durumuna düştüğünü yazdık, ekonominin bir bilim dalı olduğunu, defalarca kanıtlanmış kuralları olduğunu, bunlara uyulmadığı zaman sonuçlarının da genelde orta vadede görüldüğünü belirttik, başkaları da yazdı. Evrensel hukuk devleti kavramlarını uzun uzadıya anlattık, ama ne zaman dışarıdan borçlanma imkanları kalmadı, Varlık Fonunun tahvil ihracı dışarıda alıcı bulamadı, Katar ve Azerbaycan gibi kardeş ülkelerden kayıt içi ve dışı kaynaklar gelmemeye başladı, içeride de sıkıntılar had safhaya çıkmaya başlayınca, işte o zaman ekonomide ve hukuk alanında reform yapma söylemlerine kendimizi zorunlu hissetmeye başladık.  Bu da olumlu bir gelişme.  

Biz yine de ihtiyatlı iyimserlik içinde olsak mı, bilemedim. Çünkü, defalarca tecrübe ede ede, aldanan aldanana öğrendik ki; Tanzimat’tan bu yana sürekli hep bir reform süreci içerisindeyiz, bazen bir reform bazen de olağan dışılık arasında gidip gelen bir sarkacın ortasındayız. Reform deyince aklımıza vatandaşın ihtiyaç ve talepleri değil, genellikle devletimizin ihtiyaçları gelmiyor değil. Her şeye, bu kadar yaşanmışlığa rağmen, yine de güvenmek istiyoruz, esaslı bir hukuk reformu için vatandaşı ve devleti birlikte ele alan, kendi içinde tutarlı, demokratik ve yasal kontrol mekanizmaları olan bir hukuk anlayışı ve yasal düzenlemeler yapılması beklentisi içerisindeyiz. Kendimce olmazsa olmazları, aşağıya alıp bir sonraki yazıda bunları açıklamak istiyorum. 

1-Anayasal devlete dönmek, mevcut anayasaya uymak, özellikle de Anayasamızda “12 inci maddeden 42 inci maddeye” kadar sayılan hükümlere uymak.

2-Anayasa hükümlerine, yasalara uymayan, yanlış ve vicdanları kanatan kararları verenlere yönelik olarak, 2011 yılında yapılan yasal değişiklikle işlevsiz hale gelen “rücuen tazmini yeniden uygulanabilir somut bir hale getirmek. 

3-Tarafsız ve bağımsız yargı için mutlaka “adli kolluk” yapısını değiştirmek. 

4-Dönemsel ihtiyaçlara göre “Temel Hak ve Hürriyetler” konularında düzenleme yapmaktan vazgeçmek.

5-Kötüye kullanılmaya çok açık olan “bilirkişilik müessesini değiştirmek, yenilemek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum