Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


KREDİ GENİŞLEMESİNİN SİYASİ BOYUTU

17 Temmuz 2020 - 22:22

Son günlerde ülkede kamu bankalarının öncülüğünde kredi genişlemesi veya büyümesi yaşanıyor. İnsanımız kendi gelir ve giderine bakmadan kamu bankalarının sunduğu  düşük konut ve otomobil faizleriyle adeta kredilere saldırıyor, ev ve otomobil alıyor.  
Resmi enflasyon oranlarının yüzde 12 lerde olduğu bir dönemde ticari kredi ve konut kredi faizleri yüzde 9 larda seyrediyor. Bu oranın 1,5 puan altında yüzde 7,5 faizle verilen çeşitli kredi paketleri de yürürlükte. Dolayısıyla, tüketici enflasyonunun 3 ve 4,5 puan altında kredi kullanmak çok cazip görünüyor. Krediyle iş yapmanın, harcama yapmanın en uygun zamanı.
Bu nedenle hem konut hem de ticari kredilerde çok ciddi artışlar meydana geldi.
Yılın ilk yarısında yurt içine kullandırılan krediler 2.575 milyar liradan 3.200 milyar liraya çıkmış.  Haziran ayının son haftası itibariyle, bireysel kredilerin toplamı 760 milyar liraya toplam kredilerin miktarı ise 3.200 milyar liraya çıkmış.
Yılbaşına göre kredi artış oranı yüzde 24 ler düzeyinde. 
İlk defa kredi kullanan kişi sayısı 558.000 kişi.
BDDK verilerine göre, 760 milyar TL. lik toplam bireysel kredi kullanan 32 milyon 510 bin kişinin 28 milyon 500 bin kişisi, aylık geliri 5.000 TL. nin veya daha altındaki kişilerden oluşuyor.
Diğer bir ifadeyle, 28 milyon tüketicinin kişi başına ortalama 15.700 TL. civarında kredi borcu var.  Kısacası, toplum krediye, borca boğulmuş durumda.
Dün gazetelerde yer aldı, özetlersek;
190 binlik satışla tüm zamanların en yüksek haziran ayı satışına ulaşıldı. Bu satış aynı zamanda en yüksek ikinci aylık konut satışı. Sadece satış rakamı değil aynı zamanda ipotekli satışta tüm ayların ve zamanların rekoru kırıldı. 101.504 adet ipotekli satış toplam konut satışlarından ilk kez yüzde 53,4’lük pay aldı. Konut kredi faizlerinin kamu bankalarında aylık yüzde 0,64 ile tarihi en düşük düzeyine inmesiyle rekor düzeyde konut kredi kullanımıyla sonuçlandı.  40,5 milyar lirayla en yüksek konut kredi artışı Haziran’da yaşandı. Talepteki artış konutta ve otomobil sektöründe fiyat artışlarına yol açsa da, yine de vatandaşlar düşük faizli ve uzun vadeli imkanı fırsat bilerek bankalara hücum etti.
Bu durumdan hem satıcı hem de alıcılar memnun görünüyor. Satıcılar ellerindeki stoku eritmekle kalmadılar, fiyat artışından da faydalandılar. Alıcılar düşük faizli kredileri kullanarak bir kısmı birikmiş borçlarını kapattı, bir kısmı da ev ve otomobil alırken bazıları da aldıkları krediyle dolar ve altına yöneldi.
Öyle ki, bu durumdan siyasetçi de memnun. Hatta, Hazine ve Maliye Bakanı Sn Albayrak, attığı twetlerle sevincini defalarca paylaştı, rakamlar vererek yeni ev sahibi vatandaşlara hayırlı olsun dedi. Siyasetçi niye memnun olmasın, pandemi döneminde ev alanlar içine bir de mobilya ve beyaz eşya da alacaklar, bu da hem büyümeye katkı yapacak hem de ödenecek KDV, ÖTV ve harçlar devlete yarayacak.
Kredi genişlemesinin ekonomik  yansımaları sonuçları olacaktır.  Halihazırda da oluyor, yıl sonu itibariyle yüzde 7 lerde tek haneli enflasyon hedefine karşılık pandemi nedeniyle talebin oldukça düşük olduğu dönem itibariyle yüzde 12 lerin üzerinde. Bu oran toplumun büyük çoğunluğunun doğru olmadığına inandığı TUİK verileri.  Zaten açıklanan en önemli harcama kalemlerinde artışların yüzde 20 lerin üzerinde olduğu rahatlıkla görülüyor. Neyse, konumuz TUİK in rakamlarını tartışmak değil. İnanıyoruz ki, işsizlik rakamlarında uluslararası standartlara çok uyumlu! istatistikler yayınlayan TUİK enflasyonda da benzer başarılara imza atmaktadır, atacaktır.
Bu kadar yüksek kredi genişlemesinin siyasi tarafı var mıdır, düşük faizli kampanyalarla ne amaçlanmaktadır. Kamu bankaları öncülüğünde bireylerin ve toplumun kredilere yönlendirilmesinin hedefi pandemi nedeniyle düşen talebin yeniden canlandırmasıyla sınırlı olabilir mi?  Büyümeyi yeniden sağlama dışında siyaseten bir amaç  var mıdır?  O kadar ki, bu defaki kredilerde hem düşük faiz hem de ödemesiz dönemde var?  Yani, altı ay veya bir yıllık ödemesiz dönemde var.  Sektörel olarak sadece konut değil, mobilya, beyaz eşya, otel, tatil vb. sektörlerde kredi kapsamında düşünülmüş.  Eldeki son imkanlar kullanılarak erken seçime gitmek gibi bir gizli niyet mi var?
Bilindiği üzere, 2002 yılında iktidara gelen AKP hükümetleri siyasi ve ekonomik istikrar söylemiyle seçimleri kazandı. Burada itici güç 2003-2010 döneminde uygulanan ekonomik programın etkisiyle uzunca bir süre USD döviz kurunun 1.30-1.70 bandında kalmasıydı. 2010-2014 döneminde ise tüm dünyadaki parasal genişlemenin etkisiyle sıcak para cenneti haline geldik.  Bu ortalıkta gezen paradan ülkemizde nasiplendi.  Görece düşük kur ve düşük enflasyon sayesinde özel sektörümüz borçlandı, borçlanması teşvik edildi, mega projeler yurtdışı borçlanma ve Hazine garantileriyle finanse edildi. 2014 yılından itibaren döviz kurlarının artışı ve FED ’in parasal sıkılaşmaya gitmesi, faiz oranlarının artması vb. nedenlerle özel sektörün dış borç bulma ve borç çevirme imkanlarında sıkıntılar baş göstermeye başladı.  İşte bu dönemde Hazine kefaletiyle yurt içi kaynaklar devreye girdi ve yine vatandaş ve kurumlar borçlandırıldı. Şimdilerde ise yine kamu bankaları yoluyla vatandaş yeniden borçlanmaya yönlendiriliyor.  Kısacası hane halklarının ve kurumların   bankalara kapitülasyon dönemini yaşıyoruz. 

Yaygın ve kabul edilen bir görüşe göre, borç alan emir alır, borçlu olan alacaklının eline ve diline bakar, alacaklının vicdanı ve vadesiyle iç içe yaşar. Bunu IMF tartışmaları gündeme geldiğinde Sn. Erdoğan da hep tekrar etmiştir.  O hale geldi ki, günümüz Türkiyesinde herkes herkese borçlu, vatandaşından hane halklarına, KOBİ lerden büyük işletmelere, belediyelerden kamu idarelerine kadar herkes birbirine bağımlı hale gelmiş durumda, bağımlılığın göstergesi de yüksek borçluluk oranları. 

İşte böylesi bir ortamda siyaset kurumunun önü açılıyor. Yani, iktidar partisine söylemlerle, umut ve korku ikilemi içerisinde bir alan açılmış oluyor. Doğaldır ki, AKP de geçmişte  defalarca siyasi istikrar söylemini kullandığı gibi şimdi neden kullanmasın ki.?
Umut ve korku arası söylem şu. “Bakın, kredi borcunuz var, eviniz, işyeriniz, arsanız ipotekli, bizim yerimize başkaları gelirse, bu kredileri geri çağırırlar, ödenmezse, malınız, mülkünüz gider, hele hele yüksek faizler gelirse, seyredin siz manzarayı. Biliyorsunuz, Sn. Erdoğan hem yüksek faize karşı, gerektiğinde TCMB Başkanını değiştiriyor, faizleri indiriyor, bankacılara sert çıkıyor, zaten dış güçlerde yüksek faiz taraftarı. Sizin durumunuzu biz anlarız, biz de esnaf ve tüccar kültüründen geliyoruz, gecekondularda yaşıyordunuz, bugün ev sahibi olabildiniz.  Gerektiğinde borçları yeniden yapılandırır, size nefes oluruz, hatta para basarak sizi rantiyecilere teslim etmeyiz, bakın özel bankalara bile ceza kesebiliyoruz, istediğinizde borcunuzu öteliyor, çeviriyoruz, hatta yeniden kredi veriyoruz.” 
Sevgili Dostlar;
Bu söylem öyle etkili bir söylem ki, her seçim döneminde etkili olmuştur.  Öyle ki, faizle kredi kullanmaya mesafeli olan, faizi haram gören kırsaldaki esnaflar bile bu kredilerden kullanıyorlar.  Faizi haram gören bir parti herkesi faizli yaşamaya yönlendiriyor.
Bu söylem, o kadar etkili ki, toplumda bir bağımlılık oluşturuyor, bireylerin iradeleri ipotek altına alınıyor. “Mal canın yongasıdır” atasözü kırsalda bir eylem biçimine dönüşüyor, sandığın başına geldiğinde zihinlerde gel gitler yaşanıyor, ya giderlerse, kredilerim çağırılırsa, alacaklı devlet tebligat gönderirse cümleleri adeta iradelere, zihinlere kelepçe takıyor ve yine korku egemen oluyor. Dışarıda aleyhte olanlar içeride sandıkta yine AKP ye oy veriyorlar. Çünkü, bizim toplumumuzda, tüccar ve müteahhit için önemli olan kredi kanallarının açık olması, esnaf için borcun çevrilmesi önemlidir. Kırsalda ve Anadolu’da   vatandaş için taksitli alışveriş adeta bedavaya alışveriş gibidir, vade uzadıkça kredi kartı değerlidir, bugünü atlattık, Allah yarın bir kapı açar, bir yerden bir şey gelir, olmadı arsadan imar geçer, borcumu öderim” diyor.

İşte sevgili dostlar;

Son günlerdeki kredi genişlemesinin bu kadar yüksek motivasyonla devam ettirilmesi karşısında şahsen aklıma gelenler bunlar.  Önümüzdeki bir yıl içerisinde yeni bir seçim yapılması senaryosu hazırlanıyor gibi geliyor bana. Ekonomik dengeler daha kötüye gitmeden borca batmış, ağzına kadar krediye boğulmuş bir toplum için en iyi seçenek, mevcut borç-kredi ilişkisinin devam ettirilmesi yani borç-kredi istikrarına oy verilmesi.   Bu nedenle, iktidara gelmek isteyen mevcut veya yeni siyaset aktörler söz konusu bu borç-kredi istikrar düzenine çare üretmek zorundalar.  Ağzına kadar borca batmış, krediyle 10-15 yıl malını, mülkünü, maaşını ipotek altına almış insanımızın zihinlerindeki umut ve korku sendromunu çözmek zorundalar.  İradelere vurulan zincirlere karşı seçenekler üretmek durumundalar. Çözümler ne olur, seçenekler ne olmalı, bu da ayrı bir yazı konusu.
Ama, önce gelecek hafta bu kredi genişlemesinin ekonomik sonuçlarını yazmak istiyoruz.
    
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum