Bekir Aksoy

Bekir Aksoy


Krizin hangi aşamasındayız , ne yapılmalı

16 Eylül 2020 - 15:31 - Güncelleme: 16 Eylül 2020 - 15:35

Hafta sonu biri anket diğeri bir rapor, ülkede yaşanan ekonomik krizin hangi aşamada
olduğunu anlamamıza katkıda bulundu. Önce bir rapordan bahsedelim.

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 11 Eylül gecesi, Türkiye’nin kredi notunu B2 seviyesine düşürdü. 1992’ten bu yana Türkiye’ye kredi derecelendirme hizmeti veren şirket, bu notu verirken bazı çarpıcı açıklamalarda yaptı. Bu not, 2001 krizindeki B1 notunun bile altında. B2 notu, ülkenin yatırım yapılabilir seviyenin 5 basamak altına düşmesi demek. Aynı kategoride Mısır, Tunus, Tanzanya, Nijerya, Uganda var. Belirtmek gerekir ki, Türkiye bu ülkelerden her açıdan daha önde, daha yüksek standartlara sahip. Ayrıca, gelecek görünümü de ‘negatif’ olarak belirtiliyor.

Aynı şirket, diğer kredi derecelendirme kuruluşlarıyla (S&P, Fitch) birlikte, 2001 krizindensonra ülke notunu sürekli olarak yükseltmiş, 2013 yılında yatırım yapılabilir seviyeye çıkartmıştı. Tabii ki, o dönemlerde dış güçler henüz ortada yoktu! İki yıl sonra, 2015 yılında tekrar yatırım yapılamaz ülke konumuna gerileyen Türkiye, bu tarihten sonra maalesef sürekli bir düşüş yaşayarak bugünkü düzeye geldi.

Moody’s raporunda, Türkiye de ödemeler dengesi krizinin yaklaşmakta olduğu yazıyordu. Eski raporlarda Merkez Bankası’nın bağımsızlığına vurgu yapılırdı, ama bu sefer Merkez Bankası dahil diğer ekonomik birimlerin sorunların çözümü konusunda isteksiz, hatta aciz olduğu, sorunların kaynağının yönetim sistemine dayandığı belirtiliyordu.

Diğer haber ise, saygın bir anket kuruluşu olan Metropoll’ün Ağustos 2020 “Turkey’s Pulse, Turkey’s Economy” adlı araştırmada, 2020 Ağustos ayında geçim şartlarının son bir yıl içerisinde iyileştiğini söyleyenlerin oranı yüzde 9 iken, ‘kötüleştiğini’ söyleyenlerin oranı yüzde 62,3, ‘Değişmedi’ diyenlerin oranı ise yüzde 27,4 olarak ölçüldü. Bu oran 2011 yılından bu yana en yüksek düzey. AK Parti’ye oy verenlerin yüzde 46,2’si de son bir yılda refah seviyesinin kötüleştiğini söylüyor. Şartlarının iyileştiğini söyleyen AKP’liler sadece yüzde 16. “Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?” sorusuna; yüzde 47 “ekonomi”, yüzde 14 “işsizlik”
cevapları veriliyor. Ekonomi toplamda yüzde 61’lik değerle ilk sırada, yüzde 13,6’lık “korona” cevabının önünde. Gelecek yıl ekonomik durum iyiye giden diyenler sadece yüzde 23 iken kötüye gider diyenler yüzde 58 olarak karşımıza çıkıyor.

Sevgili okurlar; birkaç ay önce ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerinin nedenlerini yazmıştık. Hatırlayalım, 2002 krizini kalp krizine, 2018 de yaşanan krizini ise kanser hastalığına benzetmiştik. 2001 krizi,1999 yılı sonunda başlayan IMF programının yanlış kurgusu –sabit kur, döviz karşılığı TL kullanımı- üzerinden kaynaklanmıştı, rahmetli B. Ecevit’in Anayasa kitapçığı polemiği üzerine yaptığı “Bu bir devlet krizidir” söylemiyle de büyümüştü. Şayet Sn. Ecevit’in söylemi olmasaydı Hazine borcunu çevirebilir, bankacılık krizi aşılabilir, kısaca etkileri o denli yüksek olmazdı, çünkü devlet krizi lafı ekonomik krizin boyutlarını aşan bir cümleydi. Bu anlamda, kalp krizine benziyordu. Kısa bir süre içerisinde de Sn. Kemal Derviş, hazık bir
hekim olarak Mart ayında Dünya Bankasından çağrıldı, tam bir yetkiyle donatıldı, IMF den yüksek miktarda kredi temin edildi, (bu vesileyle 14 Mart 2001 de memur ve işçilerin maaşlarının ödenip ödenmemesi de konuşuldu, Sn. Derviş, sosyal krize dönüşür dedi, IMF den kişisel ilişkilerini de devreye sokarak 15 Mart 2001 günü maaşlar ödendi) adeta hastaya oksijen pompalandı, bağışıklık sitemi de Güçlü Ekonomik Programı adıyla 15 günde 15 yasayla yapısal reformlar yapılarak güçlendirildi. Sonuçları kısa bir süre içinde alındı. Gelelim, 2018 Ağustos ayında kur şokuyla başladığı kabul edilen ama aslında 2015 yılından beri sürekli geliyorum denen ekonomik krize. Bu kriz adeta kanserli bir hastanın yaşadıklarına benziyor. Kanserin 4 evresi, aşaması var. Şahsi kanaatim o ki, yaşanan ekonomik krizin üçüncü aşamasındayız. Moodys ve Metropol’ün saha çalışmaları da bu düşünceyi destekliyor. Borç yüküyle başlayan kur şokuyla hızlanan ekonomik kriz maalesef yöneticilerimiz tarafından inkâr edile edile toplumun geniş kesimlerine de sıçramış durumda. Yani, tümör artık vücudun her tarafına yayılıyor, sürekli artan döviz kurları nedeniyle borç
yükü artıyor, dövizin ateşinin söndürülmesi gerekirken ateşin varlığı önce inkar ediliyor,sonrasında ateş yüksek olsa da önemli değil, gelecek ay bir önceki aydan daha iyi, iki sonraki ay gelecek aydan daha iyi olacak, enerjide bağımsız bir yapıya kavuşuyoruz, yeni yeni müjdeler gelecek, bağışıklık sistemi güçlenecek söylemiyle de tedaviye başlanmıyor, önce döviz rezervleri azalıyor, ülkeye içeriden ve dışarıdan herhangi bir kaynak girmediği gibi çıkıyor, ameliyata hiç mi hiç yanaşılmıyor. Bu durumda, tümörün yani hastalığın
yayılması engellenebilir mi? Tam tersine, maalesef dördüncü evreye geçildiğinde artık çok geç olacak, borçlar çevrilemez ve döviz ve hatta TL. bulunamaz hale gelecektir. Moodys  ve diğer kredi derecelendirme kuruluşlarının sözünü ettiği durum bu, ödemeler dengesi krizinin yaklaşmakta olduğu gerçeği.
Peki ne yapılması gerekiyor?. Öncelikle krizin yani hastalığın kabulü gerekiyor. Kanserli bir hastaya önce iki seçenek sunuluyor, ilaç tedavisi sonrasında ameliyat. İlaç tedavisinden maksat nedir, öncelikle yönetim olarak, akılla bilimle ters düşmemek, iktisat bir bilim dalı,

hastanın direncini kıran nedenleri ortadan kaldırmak gerekiyor. En önemlisi ve acili, TCMB politika faizini gerçekçi bir orana yükseltmek gerekiyor, sonrasında krizin bankacılık sitemine sıçramasını önlemek için önlemler paketi. Kısaca yukarıdaki ilaç tedavisinden sonra yapılması gereken en önemli iş, ekonomide
gerçeklere dayanan ve doğruları içeren yeni bir orta vadeli program ve olmazsa olmaz evrensel hukuka dönüş. Anayasamızda yazılı olan hukuk devletini kavramını da aşacak şekilde ve içerikte evrensel hukuk değerlerine ve felsefesine dayalı bir adalet yapısı. Bugün en önemli ameliyat konusu budur, evrensel hukuka dönüş ameliyatı. Bir sonraki yazıda bu konuya değinelim.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ahmet Demiryurek
    1 gün önce
    Muhteşem bir dur analizi olmuş. Tüm bu yaşananların en temel nedeni belirttiğiniz gibi hukuk sisteminin tüm güvenilirliğini yitirmesi. Hükümetin de bu durumu görmezden gelmesi. Ne içerden ne de dışarıdan yatirım gelmesinin nedeni malesef politize olmuş hukukçuların elinde kötü işleyen hukuk düzeni...