Runerm Ateş

Runerm Ateş


TBMM'de ''erkeklere negatif ayrımcılığa son verilsin'' kitapçığı

02 Ocak 2021 - 13:12

Eril zihniyetin at koşturduğu bu ülkede ‘’Erkeklere Negatif Ayrımcılığa Son Verilsin’’ söylemi nedir sahiden? TBMM’de milletvekili odalarına Aile Dernekleri Birliği tarafından “İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı İftira Kanunu İptal Edilsin. Erkeklere Negatif Ayrımcılığa Son verilsin” isimli kitapçık gönderilmiş bakın hele… Kadınların şiddete karşı mücadele etmek amacıyla yaptığı eylemlerde görsellere yer verilen kitapçığın ilk sayfasında, “Feminizm size çok. Ağzınıza yüzünüze...” diye devamında küfür içeren ifadelerin verildiğine yönelik haberler okuduk. Trajikomik cinsiyetçi söylemler ve hamleler bunlar. Kadınlar öldürülüyor; bu ülkede kadınlar, eril zihniyet yüzünden öldürülüyor. Olay kadın, erkek meselesi değil; olay eril zihniyet meselesi! Bizler, siyasal, sosyal, ekonomik kısaca her alanda tam eşitlik diyoruz onlar erkekler diyor. Bizler, onlar diyorum çünkü bizler o eril zihniyetle aynı tarafta olamayız, aynı dili de konuşamayız.

EVLİLİK İÇİ TECAVÜZ TANIMI UYDURMAYMIŞ

Sizler dalga mı geçiyorsunuz? “Resmi nikahlı evliliklerde, eşiyle cinsel birliktelik yaşamak ya da bunu istemek doğal ve yasal bir haktır. Evlilik içi tecavüz diye bir suç tanımı tamamen uydurmadır’’ söylemi nasıl hastalıklı nasıl sapkın bir söylemdir? Eşi dahi olsa bir kişinin rızası olmadan, onunla cinsel birliktelik oluyorsa bu zorbalığın adı tecavüzdür! İki iki daha dört! Tecavüzü meşrulaştırmaya çalışmayın. Kadını, zayıf bir varlık olarak görüyorlar ve bu şekilde göstermek istedikleri için de ‘’bacım, bayan, yenge vb.’’ gibi alt kimlik kalıplarını kullanmaktan vazgeçmiyorlar. ‘’Kadınım.’’ Korkacağım ya da gurur duyacağım bir şey değil. ‘’Ben erkeğim.’’ diyen birinin de korkması, üstünlük sağlaması ya da gurur duyması gereken ekstrem bir durum yok. Kadınlar erkekler diye iki cinsiyete ayırdığınız insanlar, aynı alanlarda eşit temsiliyet sağlamadığı sürece bir cinsiyet, ötekini ötekileştirecek ve ona hükmederek, sindirme, silikleştirme politikası uygulayacak ama bunu anlayacak algı, zeka nerede?


KİMİ RAHATSIZ EDİCİ MESELELERMİŞ

Kitapçıkta kadına yöneltilen şiddet ve aile içi şiddetle mücadele için imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nin “milli güvenlik sorunu haline geldiği”ni iddia ediyorlar. Ayrıca 6284 sayılı kanun cinsiyet ayrımcılığı da oluşturuyormuş. Peki ya neydi İstanbul Sözleşmesi? İstanbul Sözleşmesi, şiddetin en baştan önlendiği bir toplum yaratmak, kadınlara ve çocuklara karşı yöneltilen şiddet ve saldırı durumlarında, onları korumak, bir zarar meydana geldiyse cezalandırma süreci yürütmek ve kadınları güçlendirecek politikalar inşa etmek için devlete sorumluluklar veren sözleşme. Sorumluluk mu aman ha! ‘’Kimi rahatsız edici meseleler’’ varmış . Çocuk yaşta evliliklerin yasaklanması, LGBTQİ+ bireylere ayrımcılık yasağı, kadına ve çocuklara yöneltilen şiddet unsurlarının, kamu davası olarak görülmesi ve suçun karşılığında yaptırımlar olması gibi durumları rahatsız edici meseleler sınıfına mı koyuyoruz? Hayati konular oldu “Kimi rahatsız edici meseleler”… Hayati önem taşıyan konularda, sorumluluğu atalım üzerimizden hamlesi yapılabilir mi? Şiddetin sebebi eşitsizlikten kaynaklanıyor ve çözüm için toplumsal bir dönüşüm şart. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırma hamlesi olsa olsa çılgınlık olur.

BALIK HAFIZALI OLMAMAKTA FAYDA VAR

Tecavüzü meşrulaştırmaya çalışanlar mı diyeyim, kadını objeleştiren cümleler mi diyeyim? Hangi birini ele alalım bilmiyorum ama hatırlatmak istediğim bazı cümleler var.
‘’Kadın ile erkek aynı değildir, fıtrata aykırı.’’
‘’Kadın kahkaha atmayacak, iffetini koruyacak.’’
‘’Kadın mıdır, kız mıdır bilemem.’’
‘’Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.’’
‘’Evdeki işler yetmiyor mu?’’
‘’Anası ölsün.’’
‘’Kadın çalışarak, fuhuşa hazırlık yapar.’’
‘’Kadının fıtratında köle olmak var.’’
‘’Tecavüze uğrayan kürtaj yaptırmasın.’’
‘’Hamile kadın sokakta dolaşamaz.’
‘’Kadınlar için tek kariyer annelik.’’
‘’Türk kadını evinin süsüdür.’’
Bu söylemleri kimler söyledi biliyor musunuz? Bürokraside yer alan, temsiliyeti olan insanlar söyledi. Bu söylemlerin toplumda yaratacağı olumsuz algıları nasıl göz ardı edebilirsiniz? Koltuklarda oturmak kolay, icraate gelince durum kaotik cümlelere ‘’merhaba’’!

Tam da unutuyordum! Üniversitelere “neredeyse fuhuş evleri” diyen profesör, akademisyeni hatırladınız mı? Öğrenciye, eğitime bakış açısını fuhuş evleriyle örtüştüren zihniyetle biz aynı tarafta zaten olamayız. Mide bulandırıcı bu söylemin sahibi akademide yer almışsa bu ülkede yolunda gitmeyen çok şey var demektir. Yine söylüyorum önce tavır! Olumsuzluklara, nefret söylemlerine, sapkın ifadelere tavır takınıp; tepki koymamız gerekiyor. Politika belirleyiciler, yasa uygulayıcılar, sosyologlar, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları alanlara!



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum