Tansu Özcan

Tansu Özcan


Gökyüzünde kara bulutların rengi değişecek mi ?

11 Mayıs 2020 - 14:04 - Güncelleme: 14 Mayıs 2020 - 15:56

Gündemi sürekli ve hızla değişen ya da değiştirilen bir ülkede yaşamanın zorlukları vardır.
Bir kere olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kuracak zamanınız olmaz. Değil parmağa,
işaret edilen yere bakacak zamanı olmayınca insanın; olguların ardında hangi değersizliklerin
yüceltildiğinden bi haber yaşamaya devam eder. Ana habere denk gelen akşam yemeklerinde
kötülükler de sindirilir. Çaya geçildiğinde sıradanlaşır tüm yasaklar, yitirilenler, gözden
çıkarılanlar. Çoktan yeni bir haber sürülür önünüze. Acelesiz ve zaman yitirme duygusuna
kapılmaksızın yaşamayı unutanlar takılır bu yeni habere. Zaten bu acelecilik kahrolası bir
yirmibirinci yüzyıl tavrıdır.
*
‘’Yeni nedir?’’ Hızla gelişen teknoloji ile birlikte okunduğunda yeni, değişimdir diyebiliriz.
Yaşamın hızlı akmasını sağlayan ama derinliği azaltan bir değişim. Artakalan ise, günden
güne sonsuz bir sığlaşma. Dünyayı biçimlendiren sözcüklerin günlere indirgenip kutsanması
da buna bir örnek. Mayıs ayının başından beri (yazının yazıldığı tarih itibariyle) yaklaşık
onbir kutlama, iki anma gerçekleştirildi. Temenniler, coşkular, acılar kelimelerin yanı sıra
‘’emoji’’lerle bezendi.
*
Ancak karakterlere ya da görsellere sığdırılan bu kutlamalar, anmaların derinliğine vâkıf
mıyız? Ya da onlara ayrılan süre bir diğer gündem maddesine kadar mı? 1 Mayıs ile 3 Mayıs
arasındaki bağıntı, sanırım derinlik-sığlık hususunda bir fikir edinmemizi sağlar.
*
1 Mayıs İşçi Bayramı bu yıl geçmiş yıllardan çok farklı koşullar altında geçti. Salgın
nedeniyle belirlenen kurallar çerçevesinde sendika faaliyetleri planlandı. Ancak, 1 Mayıs’ın
potansiyeli egemenleri daima korkuttuğu için müdahale kaçınılmazdı. 1977’den sonra
Taksim 1 Mayıs alanı için verilen mücadele salgın günlerinde de değişmedi.
1 Mayıs sabahı, Taksim Meydanına çelenk bırakmak isteyen DİSK Genel Başkanı Arzu
Çerkesoğlu ve 15 sendika yöneticisi, sosyal mesafe kurallarına aykırı olarak, gözaltına alındı.
TİP milletvekili Barış Atay ise, bağlandığı sabah programında, ‘’Bu faşizmdir’’ diyerek tepki
gösterdi. Bunun üzerine program sunucusu İsmail Küçükkaya, Atay’ın sözlerine
katılmadığını belirtti ve ekledi: ‘’kanalı korumaya çalışıyorum’’.
*
Küçükkaya’nın yorumu, açıklamasına kadar ‘’kabul’’ edilebilir bir argümandı. Nitekim,
müdahaleyi farklı bir perspektifte değerlendirme ve eleştirme hakkı saklıdır. Ancak itirazını
koşullar üzerinden temellendirmesi bir sonraki günün kara bulutlarını işaret ediyordu. 3

Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü ‘’kutlama’’ları kuşkusuz bu kara bulutların gölgesinde
gerçekleşti. Tutuklu bulunan, hakkında dava açılan, para cezasına çarptırılan gazetecilere dair
istatistikler ortaya kondu. ‘’Kral çıplak!’’ deme kararlılığını göstermenin, gerçeklere bağlı
kalmanın ağırlığı büyüyen sayılarla ifade edilmek istendi. Oysa, bir ya da bin. Hikayenin
özüne etki eder mi? Bir kişinin susturulması ile bin kişinin susturulması arasındaki nitelik
farkı nedir? Bir kişiyle örülmeye başlanır korku duvarı. Bir kişi yeter susma mecburiyetine.
Zira, özgürlüğün önüne ardına sayıları eklemek-çıkarmak görüneni ertelemekten başka bir
şey değildir.
*
1 Mayıs’ta sosyal mesafe gözetilmeden nasıl ki işçiler çalıştırıldıysa; 3 Mayıs’ta da özgürlük
gözetilmeden gazeteciler çalıştırıldı. Her iki gün de, karakterlere ve görsellere sığdırıldı.
Ardından, sıralarını ‘’yeni’’ bir güne saldılar ve o güne içkin sorunlar, açmazlar bir sonraki
yıldönümüne kadar rafa kaldırıldı.
*
Simgesel tarihlerin anılması, kutlanması değildir tartışılan. Bu tarihlere atfedilen önemin
yüzyılın aceleciliğinden yitirilmesidir. O kutlamalardan ertesi güne kalan bir birikim,
gökyüzünde kara bulutların rengini değiştirecek olandır. Esas olan da budur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum