Tuğçe Yerdelen

Tuğçe Yerdelen

Kültür Sanat

Kütüphane(siz) Haftası

29 Nisan 2021 - 09:48

“Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister”
                                                                                                 Mustafa Kemal Atatürk

Ne güzeldi eskiden… Mini mini birler, çalışkan ikiler… Ardından üçler, dörtler, beşler, altılar, yediler, sekizler, dokuzlar, onlar…. Neredeler şimdi? Ne yazık ki hepsi evlerinde. İlk, orta, lise, üniversite öğrencileri evlerinde okula hasret. Sadece onlar mı, yani öğrenciler mi hasret çeken, aynı hasreti öğretmenler de çekiyor.

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının etkisi, belki de bizleri en derinden etkileyerek okul sistemimizi uzaklaştırdı, açıldı-kapandı, şimdiki yeni karar ile diğer adıyla “tam kapanma” ile okullar tekrar kapandı. Milli Eğitim Bakanı (MEB) Prof. Dr. Ziya Selçuk, twitter hesabından: “Bugün alınan tam kapanma kararı, bayramdan sonraki günlerde okullarımızda yüz yüze eğitime başlayabilmemize bir umuttur. Tüm imkânlarımızla öğrencilerimizin, velilerimizin, öğretmenlerimizin yanındayız. Sağlığımıza dikkat edip, tedbirlerimizle, uzaktan eğitime sıkıca tutunalım” açıklamasında bulundu. Elbette ki tüm öğretmenlerin, öğrencilerin, ebeveynlerin de dileği yüz yüze eğitime kavuşmaktır. Ancak akıllardaki ortak soru: “Tekrar aynı randıman sağlanacak mıdır?” Ve bir soru daha: “Evlerinde uzaktan, video görüntü sistemleriyle, EBA üzerinden ders gören öğrenciler ve ders anlatıcıları (öğretmenler) yüz yüze eğitimde acaba zorlanacaklar mı?” Bir de bu durumun sosyolojik ve psikolojik açıları var… Çok duymuşsunuzdur denir ki, “eğitim yap-boza döndü” eskiden yap-bozsa şimdi…. Ne yazık ki o yap-bozun da bir “tık” üst seviyesinde. Temennim şudur ki, eğitimimiz en az hasar ile kurtulur, pandemi sürecinden. Tedavisi çabuk olur ve eğitim bir an önce toparlanır. Bu temenni sadece benim değil milyonlarca öğrenci ve anne-babanın da isteğidir ayrıca…Oysaki bu hafta ne güzel bir haftaydı eğer pandeminden önceki zamanları yaşıyor olsaydık “Kütüphane Haftası”nı kutluyor olacaktık, 29 Mart ile 4 Nisan arasında okullarda “Kütüphane Haftası”yla ilgili faaliyetler yapılacaktı, minikler kütüphaneye gidecekti. Ayrı ayrı her ilde İl Halk Kütüphaneleri çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapacaktı. 1964 yılından beri kutlanan hafta ile amaçlanan kütüphane sevgisi tekrar aşılanmaya sağlanacaktı.

“Kütüphane Haftası”nın öneminden söz etmek istiyorum biraz da size. Nedir bu hafta, neden kutlanıyor? Kütüphane Haftası'nın ilki, 1964 yılının 23-29 Kasım günlerinde kutlandı. Bu hafta kapsamında Kütüphaneler Genel Müdürlüğü tarafından "Fotoğraflarla Halk Kütüphaneleri"; Milli Kütüphane tarafından da koleksiyonunda bulunan el yazmaları, Müteferrika basımlarının tamamı, ilk taş basması eserleri Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) salonlarında sergilendi. Pek çok etkinliğin yanı sıra Türk Hava Kurumu ile anlaşma yapılarak hafta dolayısıyla hazırlanmış, "kitap okuyanın dünyası zenginleşir", "kitap ilme giden yoldur" gibi sözler yazılı dövizlerin başkentin kalabalık noktalarına uçaklardan atılması sağlandı. Mart ayının son pazartesi günü ile başlayan hafta "Kütüphaneler Haftası" olarak kutlanır. Bu haftada kitap okumanın ve kütüphanelerin öneminden bahsedilir, kütüphanelerin sorunları ve çözüm yolları tartışılır, halka kütüphane bilinci aşılanmaya çalışılır. Okullarda, öğrencilere kütüphanelere geziler düzenlenerek, kütüphanede arama ve araştırma yapma yöntemleri gösterilir, kütüphanede nasıl davranılması gerektiği anlatılır.
 


Önümüzdeki yıl ve sonraki yıllarda daha pek çok haftanın okullarda aynı eskisi gibi kutlanmasını diliyorum.

Ceyhun Atuf Kansu’nun, etkileyici şiirini hatırlayalım hep beraber:

“Bakın çocuklar bizim ilk dersimiz bağımsızlık,
Çiz fındık, çiz zeytin, çiz üzüm,
Çarşamba ovası. İşte!
Buğday çiz, elma çiz, incir çiz,
Oğullarımız, kızlarımız gider, gelir işte.
Biz işleriz, biz toplarız, biz satarız.
Koy kulağını dinle, toprağın altında
Kömürün türküsü, petrolün türküsü,
Mavi bir güldür işlenir ellerimizde.

Bakın çocuklar bizim ilk dersimiz bağımsızlık,
Bir bozkır dikeniyle delip parmağımızı,
Kanımızı defterimize bastık:
Kan bu, soylu ırmağı yüreğimizin,
Coşkunun al yuvarları ve çocukluğun.
Akıyor, dağ kaynaklarından alabalıklarla,
Anlıyorsunuz değil mi her şeyi?
Şimdi açın vatan haritasını,
Bastırın işaret parmaklarınızı,
Bir yaralı kuş gibi çırpınır tepelerimiz.
 
  

Bakın çocuklar bizim ilk dersimiz bağımsızlık,
Pencerelerimizi açıp söyleyelim türkümüzü,
Korkusuzluğun yelinde bu güz günü,
Alsın götürsün üvez yapraklarını,
Çağrısını yurdumuzun.
Gelir belki çocuklarımızın hatırına,
Erzurum’dan yola çıkıp Anadolu kırına,
Gizli ordusuyuz onun dersliklerde, işliklerde.
Gelir belki elinde Sivas’ın buğday başağı,
İner kalpaklı bir adam dağ yolundan aşağı...”



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum